24 Kasım Öğretmenler Günü yaklaştıkça, her yıl olduğu gibi bu yıl da öğretmenlere dönük indirim kampanyalarının duyuruları yapılmaya başlandı; hamasi nutuklar hazırlandı, basına verilecek fotoğraflar için kurgular oluşturuldu. Törenlerde öğretmenlere ve öğretmenlik mesleğine dair övgü dolu sözler yine söylenecek; ancak takvimler 25 Kasım’a döndüğünde bütün bu sözler, bir sonraki yıl yeniden kullanılmak üzere kuytu bir köşeye kaldırılacak ve öğretmenler çözülmeyi bekleyen sorunlarıyla baş başa bırakılacaktır.
2024 yılının 24 Kasım’ından bugüne kadar geçen bir yılda öğretmenler her zamankinden çok daha fazla mağdur edildi. Üstelik yaşananların en çarpıcı yanı, bu mağduriyetlerin yönetim hatalarından ya da yanlış uygulamalardan değil, bizzat böyle olması istendiği için ortaya çıkmış olmasıdır.
Mülakatlarda mağdur edilen, proje okullarından hukuksuz biçimde uzaklaştırılan, düşük kontenjanlar ve alanlara eşitsiz dağıtılan kadrolar nedeniyle atama umutları sönen, re’sen oldukça uzak okullara gönderilen; özel sektörde emek sömürüsüne maruz kalan, çok düşük ücretler karşılığında ücretli öğretmenlik yapmak zorunda bırakılan yüzbinlerce öğretmenin bulunduğu bir dönemde, gerçek anlamda ve samimi biçimde bir Öğretmenler Günü kutlamasından söz etmek mümkün değildir.
Öğretmenlik mesleğinin sistematik şekilde aşındırıldığı; öğretmenlerin statüsünün ve mesleğin toplumsal algısının zayıflatıldığı bir süreçten geçiyoruz. Bu sürece çözüm üretmesi gerekenler ise bir yandan uygulamalarıyla yıpranmayı hızlandırırken, diğer yandan da öğretmenlik mesleğine ilişkin olumlu bir algı yaratmaya çalışmaktadır. Ancak artık sürecin algılarla yönetilmesi mümkün değildir. Öğretmenler, yaşadıkları sorunlara sahici, tutarlı ve anlamlı çözümler beklemektedir.
Bugün ihtiyaç duyulan şey, gösterişli törenler, nutuklar ya da geçici jestler değildir. Öğretmenlik mesleğinin saygınlığını yeniden inşa eden, mesleki güvenceleri güçlendiren, emeği görünür ve değerli kılan kapsamlı bir yaklaşım zorunludur. Öğretmenler, yalnızca bir gün hatırlanmak değil; yılın her günü hak ettikleri koşullarda yaşamak, üretmek ve öğrencilerine emek vermek istemektedir. Gerçek bir Öğretmenler Günü, ancak bu talepler karşılandığında kutlanmış olacaktır.
Öğretmenler kendi günlerini en güzel şekilde, öğrencileriyle birlikte, sınıflarında kutlarlar. Zaten en anlamlı olan da budur.
Öğretmenliği ve Öğretmenler Gününü Anlamamak
2025 yılının Öğretmenler Günü kutlamalarında şimdiye dek görülmemiş bir uygulama Pendik İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hayata geçirildi. Pendik MEM, okullara gönderdiği yazıyla Öğretmenler Günü kapsamında hatim indirilmesini ve indirilen hatimlerin sayısının bir forma işlenerek bildirilmesini istedi.
Oysa Öğretmenler Günü ancak öğretmenlik mesleğinin doğasına, okulun yapısına ve eğitimin evrensel ilkelerine uygun etkinliklerle kutlanabilir. Kutlamaların dini bir içerikle yapılması öncelikle laik eğitime aykırıdır; aynı zamanda kutlamanın odağını tamamen değiştirmektedir. Böyle bir talimat ancak Öğretmenler Günü’nün anlam ve amacının kavranamadığını göstermektedir.
Dahası, dini bir etkinliğin talimatla dayatılması ve sonuçlarının resmi bir forma işlenmesinin istenmesi hem pedagojik olarak hem de idari açıdan son derece sorunludur.
Öğretmenler ve öğrenciler, kendi günlerini talimatlarla değil; kendi tercih ettikleri, mesleğin değerine uygun içeriklerle kutlarlar. Zaten en anlamlı ve değerli olan da budur.
Öğretmene Akademi Zulmü
1 Eylül 2025 tarihinden itibaren Milli Eğitim Akademisi aracılığıyla öğretmen istihdam edilecek olması, son dönemin en yoğun tartışılan başlıklarından biri haline geldi ve tartışmalar sürmeye devam ediyor. Akademide verilecek eğitimlerin içeriği dikkate alındığında, bu uygulamanın eğitim fakültelerini işlevsizleştireceği; öğretmenliğin evrensel, bilimsel ölçütlere göre değil, eğitimi yöneten siyasi anlayışa göre şekilleneceği yönündeki kaygılar sıklıkla dile getiriliyor.
Bir diğer önemli sorun ise akademide hazırlık eğitimine alınacak öğretmen sayısının yalnızca 10 bin ile sınırlı olması ve bu öğretmenlerin de en erken 2027 yılının Eylül ayında göreve başlayacak olmalarıdır. Bu durumun hem ücretli öğretmen sayısını hem de atama bekleyen öğretmenlerin sayısını artıracağı açıktır.
Geçtiğimiz hafta Milli Eğitim Akademisi Başkanının hazırlık eğitimine ilişkin açıklamalarının basında yer almasıyla birlikte yeni bir tartışma daha gündeme geldi. Yapılan açıklamaya göre Ankara ve İstanbul’da akademi eğitimine alınacak öğretmenlere herhangi bir konaklama hizmeti sunulmayacak; diğer illerde sağlanacak konaklama hizmetinden ise MEB ücret talep edecektir.
Akademide hazırlık eğitimine alınacak öğretmenlere şu an için öngörülen ödeme yalnızca 27.277 TL’dir. Bu ücretle öğretmenlerin yaşamlarını sürdürmesi, konaklama ve beslenme giderlerini karşılaması ne gerçekçidir ne de kabul edilebilir bir uygulamadır.
Öğretmenler, kamusal bir hizmeti yerine getirmek üzere zorunlu olarak bu eğitime tabi tutulmaktadır. Eğitim fakültesi mezunu olan öğretmenler aslında atanma hakkına sahip olmalıyken, kendi istekleri dışında üstelik uzun süreli bir eğitimi almak zorunda bırakılmaktadırlar.
Bu nedenle, hazırlık eğitimine alınacak öğretmenlerin beslenme ve barınma ihtiyaçlarının mutlaka kamu bütçesi tarafından karşılanması gerekmektedir.
Ücretli Öğretmenlik Sonlandırılmalıdır
Öğretmen açığının ücretli öğretmenlerle kapatılmasını uzun süredir eleştiriyor; ücretli öğretmenlik sisteminin hem sürdürülebilir olmadığını hem de keyfiliğe ve kadrolaşmaya açık bir yapı yarattığını ifade ediyoruz. Bu durumun öğrencilerin eğitim hakkı açısından ciddi sorunlar doğurduğunu vurgulayarak, ücretli öğretmenlik uygulamasının sonlandırılması gerektiğini ısrarla dile getiriyoruz.
Geride bıraktığımız hafta TBMM’deki bütçe görüşmeleri sırasında yaşananlar, eleştirilerimizin ne kadar yerinde olduğunu bir kez daha gösterdi. MEB bütçesi görüşülürken Kars CHP Milletvekili İnan Akgün Alp, Kars Susuz AKP Kadın Kolları Başkanı’nın bir lisede ücretli öğretmen olarak görevlendirildiğini ve aynı zamanda okulun kantinini işlettiğini iddia etti. Konuya ilişkin MEB tarafından şu ana kadar herhangi bir yalanlama ya da düzeltme yapılmadı.
Yaşanan bu örnek, ücretli öğretmenlik sisteminin ne kadar keyfi uygulamalara açık olduğunu göstermesi bakımından son derece anlamlıdır. Uzun süredir ücretli öğretmen görevlendirmelerinde yaşanan bu keyfiyete dikkat çekmemize ve MEB’i defalarca uyarmamıza rağmen somut bir adım atılmamış olması ise ayrı bir sorun alanıdır. Umarız bu olay, ücretli öğretmenliğin kaldırılmasına yönelik tartışmaların güçlenmesine vesile olur.
Bu olumsuz örneğin ortaya çıkardığı bir diğer önemli konu ise kamu yönetimi yetkisinin ve gücünün nasıl kullanıldığı meselesidir. Kamu yöneticileri görevlerini yerine getirirken toplumun tüm kesimlerine eşit mesafede durmak, siyasi etkilerden uzak kalmak zorundadır. Kamu yönetimi, siyasal iktidarın bir uzantısı gibi davranmaya başladığında kamu hizmetinden beklenen toplumsal faydayı üretmesi mümkün olmaz.
AKP Kadın Kolları Başkanı’nın ücretli öğretmen olarak görevlendirilmesi, siyasetin kamu yönetimine etkisinin somut bir sonucudur. Bu durum, kamu yöneticilerinin nasıl bir baskı ve etki altında kaldığını da açıkça göstermektedir. Kamu yöneticilerinin siyasi baskılardan tamamen arındırılması, kamu hizmetlerinin etkililiği ve verimliliği açısından zorunludur.
Veli-Der’den Çocuklarımızın Geleceğine Sahip Çıkma Çağrısı
Öğrenci Veli Derneği (VELİ-DER) tarafından yapılan çağrı üzerine kitle örgütleri, sendikalar, siyasi partiler, eğitim alanında faaliyet yürüten kurumların temsilcileri ve eğitimciler ortak bir forum–panel etkinliğinde bir araya geldi. Ankara Mülkiyeliler Birliği Sosyal Tesislerinde gerçekleştirilen etkinlikte önce bir panel düzenlendi, ardından katılımcıların görüş ve önerilerini paylaştığı bir forum yapıldı. Etkinliğin sonunda ise MEB önünde çocuklarımızın eğitim hakkına ilişkin bir basın açıklaması gerçekleştirildi.
Panelde ve forum bölümünde katılımcılar, eğitim alanında yaşanan sorunları ve bu sorunların çözümüne yönelik değerlendirmelerini paylaştılar. Sorunların tüm yönleriyle tartışıldığı etkinlikte öne çıkan en önemli nokta, birlikte mücadelenin gerekliliği ve kaçınılmazlığı oldu.
Umarız bu ve benzeri etkinliklerde altı çizilen ortak mücadele iradesi hayata geçer ve eğitim alanında yaşanan hak ihlalleri ile sorunlar son bulur.
Çocuklarımızın eğitim hakkından tam ve eşit bir biçimde yararlandığı günlere ulaşmak dileğiyle, görüşmek üzere…























