Özgür Hüseyin Akış: Çocuk İşçiliğinin Temelindeki Sınıfsal Gerçek: Bedeli Kim Ödüyor?

Kategori : Eğitim Dünyası, Güncel

Çocuk işçiliği sadece vicdani boyutlarıyla ele alındığında şu anki sistemde çözülebilecek bir sorunmuş gibi yanlış bir algıya neden olabildiğini söyleyebiliriz. Sorunun yapısal bir sorun olduğu Kapitalizmin işleyişi ile birlikte ele alınması gerektiği ise sorunun çözümüne yönelik tartışmalarda sonuca götürücü yolların bulunmasını sağlayacaktır. Bir ülkenin geleceği çocuklardır deriz; ama gerçeğe baktığımızda o “gelecek” çoğu zaman henüz bugünü bile elinden alınmış bir halde. Kimi zaman tarlada, kimi zaman sokakta, kimi zaman atölyede, kimi zaman madenin karanlığında… Çocuk işçiliği, bazı kesimler için hâlâ “yoksulluk nedeniyle ortaya çıkan bir zorunluluk” gibi sunuluyor. Oysa bu tablo, çocuğun değil, sistemin bir ürünüdür. Daha da net söylemek gerekirse: Çocuk işçiliğinin temelinde duran şey bireysel yoksulluk değil, sermaye sınıfının kâr mantığıdır. Yoksulluğa neden olan da sistemin kendisidir.

Çocuk işçiliği ile ilgili yazılarım da veya konuşmalarım da kapitalizm vurgusunun çok olduğuna dair bir kaç eleştiri yöneltilmişti, bu eleştiriyi sonrasında düşündüğümde daha fazla altını çizmem gerektiği kanaatine vardım.

Kapitalist üretim biçiminin en belirgin özelliklerinden biri, maliyetleri düşürme ve kârı artırma zorunluluğudur. Sistemin ruhuna uygun bu durum sermaye için bir zorunluluğu yaratmaktadır. Aslında sınıfsal çıkarlar devreye giriyor. Bu zorunluluk, ucuz, esnek ve denetimsiz işgücüne duyulan bitmek bilmez ihtiyacı doğuruyor. Çocuk emeği tam da bu nedenle caziptir. Daha düşük ücret, daha az itiraz, sendika hakkı yok, sosyal güvence yok… Yani sermayenin hoşuna gitmeyecek hiçbir şey yok. Bugün tekstil atölyelerinde, merdiven altı imalathanelerde, mevsimlik tarım çadırlarında ya da servis sektöründe çalışan yüz binlerce çocuğun emeği, tam da bu kar hesabının içine yerleştiriliyor.

Bu tablo, kimi zaman “aileler mecbur kalıyor” diye açıklanmaya çalışılıyor. Evet, aileler mecbur kalıyor; ancak o mecburiyeti yaratan koşulların sahipliğini de doğru yere yazmak gerekiyor. Yoksulluğu üreten, derinleştiren ve sürdüren ekonomik düzen; okuldan kopan çocukların, güvencesizliğin ve çaresizliğin ortağıdır. Üstelik yalnızca yoksulluğun yeniden üretimi değil, denetimlerin zayıflatılması, esnek çalışmanın teşvik edilmesi, kayıt dışılığın görmezden gelinmesi gibi politik tercihler de sermaye sınıfının ihtiyaçlarıyla uyumlu biçimde şekilleniyor.

Bugün hâlâ “çocuklar neden çalışıyor?” diye soruyorsak, aslında cevabı çoktan biliyoruz. Çünkü sorunun merkezinde çocuklar yok; sermayenin ihtiyaçları var. Çocuklar ise sadece bu ihtiyaçların sessizce üstüne yazıldığı bedenler hâline getiriliyor. Ne haklarını talep edebiliyorlar, ne de seslerini duyurabiliyorlar. Kolayca yönetilebilen bir emeği oluşturuyor çocuklar.

Ama biz duyabiliriz. Ve duymakla kalmayıp söyleyebiliriz de:
Bir toplumun vicdanı, çocukların kaderi paranın hesabına kurban edildiğinde kırılır.

Gerçekle yüzleşmenin zamanı çoktan geldi. Çocuk işçiliği bir kader değil, bir tercihtir: Sermayenin ve kâr hırsının yaptığı bir tercih. Ve bu tercih değişmediği sürece, biz her yıl aynı soruyu aynı acıyla sormaya devam edeceğiz.

Paylaş:
Etiketler : çocuk emeği, çocuk hakları, çocuk işçiliği, dersler dergisi, Özgür Hüseyin Akış

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
You need to agree with the terms to proceed

April Jackson: Öğretmenler ve Ebeveynler Aynı Tarafta Olduğunda Çocuklar Gerçekten Gelişir
Emily Tate Sullivan: Cep Telefonu Kuralı Ne Kadar Katıysa, Öğretmen O Kadar Mutlu