Eğitimdeki Hukuksuzluklar-2

Kategori : Eğitim Dünyası, Güncel

Bir önceki yazıda uluslararası yargı kararlarına karşın uygulanmayan zorunlu din derslerine; “sıbyan mektebi” ve “medrese” adıyla açılıp işletilen yasadışı kurumlara, yine hiçbir yasa ve yönetmelikte tanımı bulunmadığı halde “kolej” adlı özel eğitim öğretim kurumlarına değinilmişti.

Yasa ve hukuk dışı yollarla kurulup işletilen söz konusu eğitim öğretim kurumları arasında başka yapılar olduğu gibi ilgili yasa ve yönetmeliklerle tanımlandıkları halde genel olarak “merdiven altı” diye nitelenen kurslar, etüt merkezleri ve dershanelerle yasal amaçları dışındaki uygulamalardan kaynaklanan iş cinayetleriyle son günlerde sıkça gündeme gelen MESEM gibi meslek edindirme merkezlerinin varlığı da bilinen bir gerçektir.

Hem milyonlarca çocuk ve gencimizin hem ülkemizin geleceğini doğrudan ilgilendiren bu tür yapılanmaların varlığı, en resmi ağızca da doğrulanmaktadır. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, 18 Eylül 2025 günü Erzurum’daki bir okulda öğrencilere seslenirken bu bağlamda şunları söylemiştir: “Merdiven altında kurslar yapıyorlar. O kursları açanların büyük çoğunluğu öğretmen olmak için girdikleri sınavları kazanamıyorlar. Gidip merdiven altında kurslar açıyorlar. Buralara gitmeyin.”

Neden böyle yollara başvurulduğundan işsiz bırakılan öğretmenlerin varlığına dek içinde birçok sorunu barındıran böyle bir yaklaşımın sahibine sorulacak öncelikli sorular şunlar olsa gerek: “Öyleyse devlet olarak önce merdiven altı yapıların ortaya çıkmaması için siz ne yaptınız? Diyelim ki aldığınız bütün önlemlere karşın ortaya çıkanların yıllarca çalışmaları karşısında siz ne yaptınız, ne yapacaksınız?” 

Bir yanda yaşamsal zorunlulukların dayattığı çaresizlik içinde çırpınıp yaşama tutunmaya çalışan büyük bir “mağdur” kitle, bir yanda bunun kendilerinden kaynaklandığının ayrımında olduğu için bilerek bunların üstlerine gitmemeyi tercih eden bir “yönetici” tutumu ve bu durumun da en yetkili ağızca itirafı!

Kuruluşları, amaçları yasal olup uygulamada kimi yasadışı yollarla varlıklarını sürdüren, hatta yine herhangi bir yasal dayanağı olmadan özellikle ekonomik açıdan devletçe desteklenen kimi vakıf üniversiteleri de bu kapsamda dikkat çeken eğitim öğretim kurumlarıdır.

Adları geçen ve kimileri yasal-hukuksal dayanaktan yoksun, kimilerinin bu açıdan varlıkları tartışmalı olan, kimisi eğitim öğretim, kimisi ise yalnızca öğretim kurumu olarak toplumsal yaşamımızda yer alan söz konu yapılarla ilgili uygulamalara özetle değinilecektir.

Eğiğim sistemimizin bütünü içinde yasallıkları-hukuksallıklarından çok gereklilikleriyle toplumsal meşruiyet zeminine oturan en yaygın öğretim yapıları, başlangıcından günümüze dek dershane, etüt merkezi, kurs, eğitim danışmanlığı, eğitim koçluğu gibi adlarla kurulup çalıştırılan kurumlardır. Bu yapıların çalışma alanları içerik olarak “eğitim”le, “öğretim”le nitelendirilse de gerçek amaçları ekonomik kazançtır. Kamusal bir devlet hizmeti olarak sunulması gereken ve genel amaçları öğrencilerin bir üst eğitim öğretim kurumuna geçişlerini teknik açıdan kolaylaştırmak olan söz konusu oluşumların dünyanın farklı ülkelerinde benzerleri vardır. Ancak amaçlar ve işleyiş yöntemleri bakımından bizdeki örneklerin ülkeye özgü nitelikler taşıdığını, bu bakımdan da özellikle halkın sırtında ciddi bir ekonomik yüke dönüştüklerini vurgulamak gerek.

Tarihsel bağları daha eskilere gitse de eğitim sistemimize adeta vazgeçilmez ögeler olarak eklemlenen özel dershanelerle onlarla benzerlik taşıyan öbür yapıların ilk yasal dayanağı, 1965’te çıkarılan 625 sayılı yasadır. 1984’te söz konusu yasa, kimi değişiklikler 3035 sayılı özel öğretim kurumları yasasına dönüşmüş, ilerleyen yıllarda özellikle neoliberal ekonomik politikaların gerekleri doğrultusunda yeni yasal düzenlemeler yapılmış, bu bağlamda türlü yönetmelikler de devreye sokulmuştur. 2011’de çıkarılan Özel Öğrenci Etüt Eğitim Merkezleri Yönetmeliği bunlardandır.

Başlangıçta üniversitelere, sonra fen liseleri, Anadolu liseleri, sosyal bilimler liseleri gibi ortaöğretim kurumlarına öğrenci alımının, 2000’lerden bu yana da kamu kurumlarında işe alımların sınavlara bağlanması nedeniyle ortaya çıkan ve önce İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerde, zamanla bütün kentlerde ve hatta kentlerin semtlerinde, ilçe ve mahallelerinde artmaya başlayan dershanelerle benzer amaçlı öbür yapıların günümüzde kazandığı toplumsal anlam, kamusal eğitim kuruluşlarının önüne geçmiştir. Amaca ulaşma yolunda buralar öncelikli mekânlara, devlet okullarıysa artık neredeyse salt diploma alınan bürolara dönüşmüştür.

1980 başlarında ülke genelinde 170, 2000 başlarında 2 bin dolaylarında bulunan ve yasal açıdan kayıtlara geçen özel dershanelerin (“Dershane” kavramı 2014’ten beri kullanılmamaktadır. Ancak etüt merkezi, eğitim danışmanlığı, eğitim koçluğu gibi adlarla çalışan kurumların çoğu dershane işlevli yapılardır.) sayısı günümüzde 4 bini aşmıştır. Ancak yukarıda Milli Eğitim Bakanı Tekin’in de dillendirdiği gibi yasadışı yollarla işleyen dershane, etüt merkezi, kurs ve eğitim danışmanlığı gibi oluşumların sayısı bilinmemektedir. Öngörülen sayı, yasal statüdekilerin en az yarısı kadar, yani 2 bin dolaylarındadır. Dolayısıyla kayıt dışı işleyen bu tür yapılarda dönen parasal kaynağın miktarı da bilinmemektedir.

Söz konusu kurs ve etüt merkezleriyle özel okullar kapsamında ciddi bir toplumsal yaranın varlığını gösteren, uygulamada çoğu kez yasa-yönetmelik hükümleri dışında yaşanan bir başka gerçeklik de buralarda çalışan, çalışmak zorunda bırakılan ve çoğu ataması yapılmayan on binlerce genç öğretmenin varlığı, onların ekonomik ve özlük haklarıyla ilgili trajik durumdur. 2007’de çıkarılan 5580 sayılı yasa kapsamında, ancak işleyişte daha çok 1739 sayısı Milli Eğitim Temel Kanunu kurallarına göre çalışması gereken özel okul, dershane ve etüt merkezlerinde çalışan yaklaşık 180 bin öğretmenin çoğu yıllık sözleşmelerle iş güvencesinden yoksun, sigorta ödemeleri sorunlu, haftalık 50-60 saatlik ders yükü altında eğitim öğretim alanının en mağdur kesimidir.

Sınavlara hazırlık, meslek edindirme, kendini geliştirme, okul derslerine destek gibi masum gerekçelerle sürekli yaygınlaşan, toplumsal algıda içselleştirilen, hatta neredeyse zorunluluğa dönüşen söz konusu yapılara bilişim-iletişim teknolojisindeki hızlı gelişmelerle birlikte sanal ortamlardaki dershaneler, danışmanlıklar, etüt ve kurs merkezleri eklenmiştir. Bunlarla ilgili yasal dayanakların çoğu fiziksel olanlar için geçerli yasa ve yönetmelik maddeleridir ki onların da birçoğunun sanal ortamlardakilere ilişkin geçerliliği ya da uygulanabilirliği tartışmalıdır.

Bu nedenlerle her yıl milyonlarca öğrenciyle veliyi doğrudan etkileyen birçok olumsuzluk bir yana, onlara bindirilen ekonomik yükün boyutları da gizemini korumaktadır.

Emperyalizme tam bağımlı ülkemizdeki özelleştirmeci siyasal partilerin iktidarlarında kurulmaya başlayan “vakıf üniversiteleri”nin yasa-hukuk dışı işleyişlerine geçmeden önce yüz binlerce öğrenci için sanayi bölgelerinde önce Çıraklık Eğitim Merkezi, 9 Aralık 2016’dan itibaren de 1986’da çıkarılan 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanunu kapsamında MEB’e bağlı Mesleki Eğitim Merkezi (MESEM) adıyla kurulan kurumların giderek artan biçimde toplumsal yaraya dönüşen işleyişlerini anımsamak gerek. Özellikle son günlerde “iş kazası” görünümlü kıyımlarla gündeme gelen MESEM’lerde yaşanan gerçekliğin denetimsiz, işverenin keyfi tutumlarına açık, ucuz emek kapsamında yaygın bir çocuk işçiliği olduğunu göstermektedir. Harçlık için tatil günleri ve mesai saatleri dışında da çalıştırıldıklarına ilişkin örneklerin görüldüğü ve 500 bini aşan öğrenciyi kapsayan MESEM’lerde ve çeşitli iş yerlerinde geçen yıl 71, bu yılın ilk on ayında ise 82 çocuğun yaşamını yitirdiği belirlendi.

Bu tür uygulamalarda yaşananlar, kuşkusuz kamuoyuna yansıyanların çok daha fazlasıdır. Dolayısıyla yasası-yönetmeliği olsa bile başıboşluğun geçer akçe olduğu sorumsuz, duyarsız yönetim anlayışının toplumsal açıdan nelere mal olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Eğitimdeki bu tür yasa-hukuk dışı uygulamaların kalan örneklerine bir sonraki yazıda değinilecektir.

Paylaş:
Etiketler : dershane, dersler dergisi, eğitim danışmanlığı, eğitim koçluğu, Eğitimdeki Hukuksuzluklar, etüt merkezi, kurs, MESEM, Nazım Mutlu

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
You need to agree with the terms to proceed

Server Tanilli’yi Uğurlarken
Kitabın İzinde: Auschwitz’ten Cumhuriyet’e