Okul Yemeği Haktır: 24-30 Kasım Eğitim Gündemi

Kategori : Güncel

Öğrencilere bir öğün ücretsiz okul yemeği verilmesi için birçok kesim uzun süredir çaba harcıyor ve kamuoyunun bu konudaki talebi giderek güçleniyor. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), bu haklı talebi karşılamamakta ısrar ediyor ve konunun gündemde tutulmasını istemiyor.

Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği’nin bir üyesi tarafından, ücretsiz okul yemeği talebinin karşılanmamasına ilişkin olarak iki yıl önce açılan davada nihayet duruşma günü belirlendi. Duruşma, 3 Aralık Çarşamba günü saat 09.30’da Danıştay 8. Dairesi’nde görülecek.

Duruşma öncesinde ilgili daireye savcı tarafından sunulan görüşün ise MEB’in savunmasıyla büyük ölçüde örtüştüğü görülüyor. Savcı, okul öncesi eğitimin zorunlu olmadığını ve bu nedenle MEB’in okul yemeği sağlamasının bir yükümlülük olarak değerlendirilemeyeceğini belirtiyor. En dikkat çeken nokta ise savcının, “orta ve üst sosyoekonomik gelir düzeyine sahip ailelerin okul yemeği istemediği” yönündeki iddiası. Bu iddianın hangi bilimsel çalışmaya, araştırmaya ya da veriye dayandığı belli değil; söz konusu görüşün kişisel bir kanaate mi yoksa somut bulgulara mı dayandığı açık değil.

MEB, mahkemeye sunduğu savunmada okul yemeği verilmemesini iki gerekçeye dayandırıyor: tasarruf tedbirleri ve kaynak yetersizliği. Oysa kamu bütçesi planlanırken okul yemeği için kaynak ayrılması yönünde hiçbir çaba gösterilmedi. Dolayısıyla sorun kaynak yetersizliğinden çok, siyasi tercihlerin öğrencilerin beslenme hakkını öncelememesinden kaynaklanıyor.

Okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim kapsamına alınması ve tüm öğrencilere en az bir öğün ücretsiz okul yemeği verilmesi eğitim alanındaki en öncelikli talepler arasındadır. 3 Aralık tarihinde görülecek dava öncesinde ve sonrasında kamuoyuna güçlü bir çağrı yapmak, bu haftanın temel sorumluluğudur.

Bolu’da Anadolu Liseleri Kapatılıyor

MEB’in okullaşma politikasının pedagojiyi esas almadığı, çocuğun üstün yararını gözetmediği; tersine politik ve ekonomik hedeflere göre şekillendiği yönündeki eleştiriler uzun süredir dile getiriliyor. Bu eleştirileri doğrulayan somut bir örnek ise Bolu’dan geldi.

Bolu Veli-Der’in yaptığı açıklamaya göre, il merkezinde bulunan üç Anadolu Lisesinin tek bir okulda birleştirilmesi planlanıyor. Boşaltılacak iki Anadolu Lisesi binasına ise meslek liseleri açılacak. Bu karar, öğrencilerin taleplerine, kentteki somut ihtiyaçlara ya da eğitimsel gerekçelere dayanmıyor; tamamen karar alıcıların meslek liselerine daha fazla öğrenciyi yönlendirme hedefi doğrultusunda atılmış bir adım niteliği taşıyor.

Veli-Der Bolu Şubesi, Anadolu liselerinin kapatılmasına yönelik bu karara karşı 1 Aralık Pazartesi günü saat 16.00’da, birleştirilmesi planlanan okullardan biri olan Canıp Baysal Anadolu Lisesi önünde basın açıklaması yapacak. Veli-Der, tüm kamuoyunu Anadolu liselerinin sayısının azaltılmasına yönelik bu girişime karşı birlikte ses çıkarmaya çağırıyor.

Bu çağrıyı büyütmek ve okullarımıza sahip çıkmak hepimizin ortak sorumluluğudur.

Ara Tatil Tartışması Gerçekleri Örtemez

Milli Eğitim Bakanı, daha önce olduğu gibi, bazı gazetecilere eğitim gündeminde neyin tartışılması isteniyorsa ona odaklanan açıklamalar yaptı ve doğal olarak kamuoyunda asıl konuşulması gereken meseleler yerine bu açıklamalar tartışılmaya başlandı.

Geçtiğimiz hafta TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda Milli Eğitim Bakanlığı bütçesi görüşülürken muhalefet milletvekilleri, MESEM kapsamında çalıştırılan çocukların yaşamlarını yitirmesi, okul yemeği, öğretmen atamaları, bazı cemaat ve tarikatlarla yapılan işbirlikleri, okul terki gibi eğitim alanının öncelikli sorunlarını gündeme taşımış; bu konular kamuoyunda da ciddi bir yankı bulmuştu. Görünen o ki, bu tartışmaların geri plana itilmesi için önceliği olmayan başka bir konu bir anda gündeme sürüldü.

Ne var ki, tartışılmak istenen konu da yanlış bir çerçeveyle sunulunca mesele olduğundan daha da büyüdü. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, ara tatillerle ilgili olarak çalışan velilerden çok sayıda şikâyet geldiğini, bazı öğretmenlerin de tatil dönüşü öğrencilerin derse odaklanmakta zorlandığını ifade ettiğini belirterek ara tatillerin kaldırılabileceğini söyledi.

Öncelikle, bu açıklamada yeniden ortaya çıkan öğretmen algısının son derece sorunlu olduğunu vurgulamak gerekir. Öğretmenler çocuk bakıcısı değildir. Öğretmenlik bir ihtisas mesleğidir ve bu mesleğin çocuk bakıcılığına indirgenmesi hem öğretmenlik mesleğine hem de öğretmenlere ciddi zarar verir.

İkinci olarak, eğitimle ilgili kararlar velilerin günlük gereksinimlerine ya da siyasetçilerin kişisel kanaatlerine göre alınamaz. Eğitim politikaları, pedagojik bir perspektifle ve çocuğun üstün yararı gözetilerek belirlenmelidir.

Üçüncü olarak ise, eğitimi yönetenlerin kendilerinden önce alınan kararları, yapılan düzenlemeleri ya da uygulamaları yok sayıp sürekli değiştirme alışkanlığından vazgeçmesi gerekmektedir. Eğitimde süreklilik, tutarlılık ve öngörülebilirlik esastır.

Kim neyi tartıştırmak isterse istesin, eğitimin gerçek sorunlarını görünmez kılmaya çalışan yapay gündemlere takılıp kalmamak gerekir. Yapılması gereken, bu yapay tartışmaları bir kenara bırakıp acil çözüm bekleyen sorunlara odaklanmak ve kamuoyunun dikkatini gerçek meselelerde ısrarla tutmaktır.

Öğretmen Açığı Vardır Ek Atama Şarttır

Milli Eğitim Bakanlığı yöneticileri uzun süredir öğretmen açığı olmadığı yönünde bir algı oluşturmaya çalışıyor. Ancak aynı zamanda MEB bünyesinde 100 bine yakın ücretli öğretmenin çalışıyor olması, bu iddianın gerçekle örtüşmediğini açık biçimde ortaya koyuyor. Öğretmen ihtiyacını il bazındaki norm açıklarına göre değerlendirmek yerine ülke geneline ait toplam rakamlar üzerinden açıklamalar yapmak, öğretmen açığının “çok az” olduğu yönünde gerçeği yansıtmayan sonuçlara ulaşılmasına neden oluyor.

Bu yaklaşımın son örneği Milli Eğitim Bakanı’nın Mardin ziyareti sırasında yaşandı. Ataması yapılmayan bir öğretmenin, Türk Dili ve Edebiyatı branşında neden sınırlı sayıda atama yapıldığını sorması üzerine, Bakanın yanında bulunan Personel Genel Müdürü, bu branşta “3 bin öğretmen fazlası” bulunduğunu söyledi.

Oysa bu açıklama, hiçbir ilde Türk Dili ve Edebiyatı öğretmeni açığı olmadığı anlamına gelmemelidir. Öğretmen açıkları, ülke geneli toplam rakamlara göre değil, her ilin kendi içindeki norm kadro açıklarına göre hesaplanır. Bunun temel nedeni, kararların ekonomik önceliklere göre değil, öğrencilerin eğitim hakkını ve çocuğun üstün yararını esas alarak verilmesinin zorunluluğudur.

Unutulmamalıdır ki MEB, ticari bir işletme değil bir kamu kurumudur. Kamu kurumları, ihtiyaç duydukları personeli belirlerken maliyet hesabını değil, sunulan kamusal hizmetin niteliğini ve öğrencilerin ihtiyaçlarını temel almakla yükümlüdür.

Öğretmen açığı olmadığını iddia eden MEB yönetimi, o hâlde 100 bine yakın ücretli öğretmenin neden çalıştırıldığını açıklamak zorundadır. Gerçek açıktır: Öğretmen açığı vardır ve ek öğretmen ataması yapılması bir zorunluluktur.

İsim Değişince Gerçek Değişmiyor

Milli Eğitim Bakanlığı, birkaç yıldır “ücretli öğretmenlik diye bir statü olmadığı”, sadece “ders ücreti karşılığında çalışan öğretmenlerin bulunduğu” iddiasıyla kamuoyunu ikna etmeye çalışıyor. Ancak bu yaklaşım, gerçeği perdelemekten başka bir anlam taşımıyor. Çünkü MEB bir yandan ücretli öğretmenliğin varlığını reddederken, diğer yandan 100 bine yakın öğretmeni ders ücreti karşılığında istihdam etmeye devam ediyor.

Kamuoyunda ücretli öğretmen sayısının hızla artmasına yönelik eleştirilerin yükselmesi üzerine MEB bu sorunu isim değişikliğiyle görünmez kılmaya çalışıyor. Oysa ister “ücretli öğretmen” denilsin ister “ders ücreti karşılığında çalışan öğretmen,” gerçek değişmiyor.

Ders ücreti karşılığında çalışan arkadaşlarımız asgari ücrete yakın bir gelirle, güvencesiz ve geçici koşullarda çalıştırılıyor. Ücretli öğretmenlik, yıllar içinde istisnai bir uygulama olmaktan çıkıp kalıcı bir istihdam biçimine dönüşmüş durumda. Bu sistemin ne insani ne de pedagojik açıdan sürdürülebilirliği vardır.

Gecikmeden, ücretli öğretmenlik, ya da yeni adıyla ders ücreti karşılığı çalışma, sonlandırılmalı, eğitim sisteminin gerçek ihtiyacını karşılayacak şekilde yeterli sayıda kadrolu öğretmen ataması yapılmalıdır.

Algıya İnanmak Yerine Gerçeği Görmek

Eğitimi yönetenler uzun süredir eğitimde bir “devrim” yaşandığını ve her şeyin yolunda gittiğini öne sürüyor. Peki gerçekten öyle mi? Eğitim Reformu Girişimi (ERG) tarafından geçen hafta yayımlanan “Eğitim İzleme Raporu 2025”, durumun hiç de iç açıcı olmadığını açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Rapora göre okul terki, sınıf tekrarı ve devamsızlık konularında tablo son derece ciddi. Türkiye’de örgün eğitim kurumlarına kayıtlı olması gerekirken kayıt dışı kalan 1 milyon 470 bin 694 çocuk bulunuyor. Bu çocuklardan 804 bini eğitimin tamamen dışındayken, geriye kalan kısmı örgün eğitim yerine yaygın eğitim kurumlarına yönelmiş durumda. Eğitimin tamamen dışında kalan çocukların 611 bin 612’si Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, 192 bin 638’i ise yabancı uyruklu. Ayrıca, örgün eğitimde olması gerekirken yaygın eğitime yönlendirilen 666 bin 444 öğrenci bulunuyor.

Rapor, 14-17 yaş grubundaki çocukların %8’inin eğitim dışında olduğunu, bazı illerde ise bu oranın %30’un üzerine çıktığını gösteriyor. Her üç çocuktan birinin eğitim dışında olduğu illerin bulunması, bölgesel eşitsizliklerin derinliğini ortaya koymakta ve acil müdahale gerekliliğini açıkça göstermektedir.

Ekonomik kriz ve bunun yol açtığı yoksulluğun, çocukların eğitim dışına itilmesinde belirleyici olduğu vurgulanan raporda, 15-17 yaş grubunda işgücüne katılım oranının %24.9 olduğu, yani her dört çocuktan birinin çalışmak zorunda kaldığı, belirtilmiş. Bu oranın bu kadar yüksek olmasının nedeni, kuşkusuz sermayenin ucuz işgücü ihtiyacını karşılamaya dönük politikaların sonucudur.

Rapora göre tüm eğitim kademelerinde 20 gün ve üzeri devamsızlık oranları artmış durumda. En dikkat çekici yükseliş ise ortaokul düzeyinde: oran %14.8’den %23.7’ye çıkmış. Sınıf tekrarı oranları da benzer biçimde tüm okul türlerinde artıyor. Genel ortaöğretimde sınıf tekrarı %18.5, İmam Hatip Liselerinde %30, meslek liselerinde ise %28.5 seviyesine ulaşmış durumda. Bu artışlar, mevcut uygulamaların hedeflenen sonuçlara ulaşmaktan ne kadar uzak olduğunu göstermektedir.

Sorunları çözebilmek, öncelikle onların varlığını kabul etmekle başlar. MEB, eğitim alanında yaşanan bu kritik sorunları görmezden gelmekten vazgeçmeli, bunları gündemine almalı ve çözüm için bilimsel, katılımcı ve sağlıklı süreçler işletmelidir.

Güzel günlerde görüşmek üzere…

Paylaş:
Etiketler : Ara Tatil Tartışması, Bolu’da Anadolu Liseleri Kapatılıyor, dersler dergisi, Eğitim İzleme Raporu 2025, Eğitim Reformu Girişimi, Ek atama, öğretmen eçığı, okul yemeği, Özgür Bozdoğan, Ücretli öğretmenlik, ücretli öğretmenlik neden var?, Ücretli öğretmenlik sonlandırılsın

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu alanı doldurun
Bu alanı doldurun
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
Devam etmek için şartları kabul etmelisiniz

Eğitimdeki Hukuksuzluklar-2
Çocuk, Suç ve Ceza