Öğretmen Kaybederse Halk Kaybeder: 1-7 Aralık Eğitim Gündemi

Kategori : Güncel

Geride bıraktığımız haftanın en çok tartışılan konusu, Ankara’nın Çankaya ilçesindeki Mimar Kemal Anadolu Lisesinde çekilen görüntüler oldu. Söz konusu görüntülerde lise öğrencilerinin ders işleyen öğretmene karşı sergilediği saygısız ve kabul edilemez davranışlar, adeta bir zorbalık örneği niteliğindeydi.

Görüntülerin sosyal medyada hızla yayılması kamuoyunda geniş yankı uyandırdı ve konu birçok yönüyle tartışılmaya başlandı. Bazı çevreler meseleyi, aileleri tarafından yeterince yönlendirilmemiş birkaç sorumsuz öğrencinin cezalandırılması gereken bireysel davranışları olarak yorumladı. Bu bakış açısına göre, sonuçlara bakılarak sorumlu öğrencilerin sert şekilde cezalandırılması sorunu çözecekti.

Oysa mesele bu kadar basit değil; çözümü de öyle kolay değil. Görüntülerde tanık olduğumuz durum, eğitim aracılığıyla yaşamlarını değiştirme umudu ellerinden alınan gençlerin nasıl uçlara savrulabildiğini gösteren çarpıcı bir örnekti. Eğitimden beklentinin ortadan kalkması, öğrencilerin davranışlarını radikalleştiren başlıca nedenlerden biri hâline gelmiştir.

Toplum genelinde yaygınlaşan şiddetten öğrencilerin etkilenmemesi elbette beklenemez. Bugüne kadar şiddetle mücadele yalnızca bir güvenlik sorunu olarak ele alındı; alınan önlemler çoğunlukla sonuçları engellemeye odaklandı. Oysa şiddeti ortaya çıkaran ve besleyen nedenler ortadan kaldırılmadıkça kalıcı çözümler üretmek mümkün olmayacaktır.

Yaşananlar, uzun süredir ısrarla dile getirdiğimiz “öğretmenlerin statüsünün güçlendirilmesi” gerekliliğinin ne kadar haklı ve ertelenemez olduğunu bir kez daha ortaya koymuştur. Öğretmenlik mesleğini ve öğretmenleri değersizleştiren politikaların sınıf içindeki yansıması, tartışılan videodaki tabloya dönüşmektedir. Öğretmenlerin statüsünün güçlendirilmesi yalnızca öğretmenler için değil, esas olarak öğrencilerimiz ve toplumun geleceği için hayati önemdedir.

Benzer görüntülerin bir daha yaşanmaması için kapsamlı bir çalışma, bilimsel temelli bir tartışma süreci ve güçlü bir toplumsal uzlaşı zorunludur. Unutulmamalıdır ki: Öğretmen kaybederse halk kaybeder.

MESEM’leri Değil Çocuklarımızın Haklarını Savunacağız

Mesleki eğitimin sermayenin ihtiyaçlarına göre yeniden yapılandırılması, siyasi iktidarın ve Milli Eğitim Bakanlığının en temel önceliklerinden biri durumuna gelmiştir. Bu doğrultuda hazırlanan “Mesleki Eğitim Politika Belgesi” adım adım uygulanmakta; geçen hafta ise MEB tarafından “Türkiye Yüzyılı Mesleki ve Teknik Eğitim Zirvesi” adıyla yeni bir toplantı düzenlenmiştir.

Toplantıda sektör temsilcilerinin dile getirdiği önerilerin merkezinde, sermayenin ucuz işgücü gereksiniminin mesleki eğitim yoluyla karşılanması hedefi yer aldı. Bu doğrultuda daha fazla MESEM öğrencisinin işgücüne yönlendirilmesi talep edildi ve bunu kolaylaştırmak için çeşitli teşvik mekanizmaları önerildi. Öne çıkan başlıklar; askerlik muafiyeti, vergi istisnası, evlilik hibesi, daha fazla uygulamalı eğitim ve okulların fabrikalara dönüştürülmesi gibi teşvik önerileri oldu.

Zirve, tartışılan içerikleri kadar yaşanan protestolar, gözaltılar ve tutuklamalar nedeniyle de gündemin üst sıralarına yerleşti. MESEM kapsamında çırak çalıştıran işyerlerinde yaşanan iş cinayetlerini protesto eden TİP üyesi 16 öğrenci tutuklanırken, gözaltına alınan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası üyesi 4 öğretmen ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

MESEM kapsamında çırak çalıştırılan işyerlerinde yaşanan iş cinayetlerinin önlenmesi artık ertelenemez bir kamusal sorumluluk hâline gelmiştir. Çocuk emeği sömürüsünün en doğrudan biçimlerinden biri olan MESEM uygulamasının sonlandırılmasını talep etmek ve çocuklarımızın korunmasını istemek tüm toplumsal kesimlerin ortak görevidir. Çocuklarımızın haklarını savunmaya, onların güvenli ve sağlıklı bir eğitim ortamına sahip olması için mücadele etmeye devam edeceğiz.

Bolu Halkı Okullarına Sahip Çıktı

Bolu’da üç Anadolu lisesinin tek bir çatıda birleştirilmesi ve birleştirilen iki okul binasına meslek liselerinin açılması yönündeki girişim, bu hafta kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. 1 Aralık Pazartesi günü birleştirilmesi planlanan okullardan biri olan Canıp Baysal Anadolu Lisesi önünde, Öğrenci Veli Derneği (Veli-Der) Bolu Şubesinin çağrısıyla bir araya gelen öğrenciler, veliler, mezunlar ve eğitimciler bu girişimin durdurulmasını talep ettiler. Yapılan görüşmeler ve Bolu kamuoyunun gösterdiği güçlü tepki sonucunda şimdilik bu planın geri çekildiği açıklanmış olsa da sürecin yakından izlenmesi gerekmektedir.

Bolu İl Milli Eğitim Müdürlüğünün okulların birleştirilmesi için öne sürdüğü gerekçelerden biri olan düşük YKS başarısı ise son derece düşündürücüdür. Eğitim yöneticilerinin okulun çocuğun yaşamındaki işlevini yalnızca YKS sonuçlarına indirgemesi; okulun öğrencinin bütüncül gelişimindeki rolünü yok sayması hem üzücü hem de kaygı vericidir.

Milli Eğitim Bakanlığının okullaşma politikası uzun süredir meslek liselerini ve imam hatipleri öncelemektedir. Bu nedenle Anadolu liseleri gibi akademik eğitim veren kurumların kapatılması ya da sayılarının azaltılması, yerel bir ihtiyaçtan ziyade merkezi bir politikanın sonucudur. Dolayısıyla Bolu’da yaşananlar yalnızca o kente özgü değildir; benzer uygulamaların kısa sürede diğer kentlere yayılma ihtimali oldukça yüksektir.

Çocuklarımızın eğitime erişim hakkı, nitelikli eğitim alma hakkı ve geleceğimiz için okullarımıza sahip çıkmak zorundayız. Bu süreçte toplumsal duyarlılık ve örgütlü takip her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır.

Okullarda Neler Oluyor?

Ankara’da geçtiğimiz hafta bir öğretmenin sınıf içinde öğrenciler tarafından zorbalığa maruz kalmasına ilişkin tartışmalar sürerken, aynı hafta içerisinde okullarda yaşanan iki farklı olayın daha basına yansıması “okullarda neler oluyor?” sorusunu çok daha ciddi şekilde gündeme taşıdı.

İlk olay, Türkiye’nin en yüksek puanla öğrenci kabul eden okullarından biri olan İstanbul Erkek Lisesinde meydana geldi. İddiaya göre, okuldaki bazı kız öğrencilere yönelik rahatsız edici davranışları nedeniyle bir grup 9. sınıf öğrencisi, 11. sınıf öğrencileri tarafından bıçak ve muşta kullanılarak darp edildi ve tehdit edildi. Akademik başarısı çok yüksek olan öğrencilerin eğitim gördüğü bir okulda böyle bir olayın yaşanması, meselenin yalnızca ders başarısına indirgenerek tartışılamayacağını açıkça göstermektedir.

İkinci olay ise Antalya’nın Serik ilçesinde yaşandı. Merkez Mahallesindeki bir ilkokulun bahçesinde bir kız öğrenci, 11 öğrenci tarafından darp edildi ve bu anlar cep telefonlarıyla kaydedildi. Ailenin şikâyeti üzerine olaya karışan öğrenciler gözaltına alındı ve daha sonra serbest bırakıldı.

Bu olayların peş peşe yaşanması gözlerin Türkiye’deki okullara çevrilmesine neden oldu. Konu yalnızca eğitim kamuoyunda değil, toplum genelinde tartışılırken Milli Eğitim Bakanlığının sessizliğini koruması ve herhangi bir açıklama yapmaması, bu sorunların MEB tarafından yeterince önemsenmediği algısını pekiştirmektedir.

Oysa yaşananlar sıradan değildir ve birkaç öğrencinin karıştığı münferit olaylar olarak değerlendirilmemelidir. Okullarda giderek artan şiddet ve zorbalık, hem eğitim politikalarından hem de toplumun genel sosyolojisinden bağımsız düşünülemez. Şiddeti ortaya çıkaran nedenleri ortadan kaldırmak yerine yalnızca sonuçları engellemeye ya da görünürlüklerini azaltmaya odaklanan politikaların sorunu çözmediği artık net olarak görülmektedir.

Yapılması gereken; eğitim ortamlarını şiddetten arındırmak için bilimsel temelli, kapsamlı bir çalışma başlatmak ve bu konuda güçlü bir toplumsal uzlaşı oluşturmaktır. Şiddetsiz bir yaşam mümkün.

Mülakat Mağdurları Yasa İstiyor

Mülakat mağduru öğretmenler, maruz kaldıkları haksızlığın giderilmesi ve sorunlarının çözülmesi için mücadelelerini kararlılıkla sürdürüyor. Cumhur İttifakının küçük ortağının genel başkanının TBMM’de yaptığı “mülakat mağduru öğretmenlerin sorunları çözülmeli” çağrısı, çözümün çıkarılacak bir yasayla mümkün olup olmadığı yönünde yeni bir tartışma başlattı.

Milli Eğitim Bakanlığına yakın bazı gazeteciler, kamuoyuna 2023 ve 2024 KPSS sonuçlarına göre öğretmen ataması yapılmasının artık mümkün olmadığı algısını yaymaya çalışsa da gerçek durum bundan ibaret değildir. Sorunun çözümü, teknik bir imkânsızlıktan değil, esas olarak siyasi bir iradenin oluşmamasından kaynaklanmaktadır.

Bu konuda TBMM’ye sunulacak bir kanun teklifine hiçbir siyasi partinin açıkça “hayır” demesi beklenmemektedir. Dolayısıyla çözüm hem mümkündür hem de ulaşılabilir durumdadır. Yeter ki bu konuda net bir irade ortaya konulsun.

Şiddetsiz bir toplum olma umuduyla, görüşmek üzere…

Paylaş:
Etiketler : Bolu Halkı Okullarına Sahip Çıktı, dersler dergisi, Eğitim Gündemi, Eğitim hakkı, MESEM, Mülakat MAğdurları, Öğretmen Kaybederse Halk Kaybeder, Öğretmeni savunmak, öğrtemene şiddet, Okullarımızda Neler Oluyor, Özgür Bozdoğan

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu alanı doldurun
Bu alanı doldurun
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
Devam etmek için şartları kabul etmelisiniz

Çocuk, Suç ve Ceza
Çocuklarımızı Kim Koruyacak? 8-14 Aralık Eğitim Gündemi