Ücretli Değil Kadrolu Öğretmen 28 Temmuz-3 Ağustos 2025

Kategori : Eğitim Dünyası

MEB’in öğretmen istihdam tercihleri ve siyasi iktidarın plansız ve popülist yükseköğretim politikaları sonucunda sayıları neredeyse 1 milyona ulaşan “atanmayan öğretmenler” adında bir sosyal kesim oluşmuştur. Devletlerin, eğitim ve sağlık gibi kamu hizmetlerinden tasarruf yapmaması ve ülkelerin ekonomik koşulları ne olursa olsun yurttaşların bu kamusal hizmetlerden tam ve eşit yararlanması gerektiği evrensel olarak kabul gören doğrulardır. Türkiye’de siyasi iktidar, eğitim ve sağlık başta olmak üzere, kamusal hizmetleri tasarruf yapılacak ilk alanlar olarak görmektedir. Bu politik tercihten dolayı da öğretmen istihdamında ciddi bir daralma yaşanmaktadır ve “atanmayan öğretmenler” sorunları çözülmeyen önemli bir sosyal kesim haline gelmiştir.
Her yıl azalan sayılarda öğretmen istihdam edilmesinin doğal sonucu ücretli öğretmen sayısının artması olmuştur. Ücretli öğretmenlik aslında öğretmen açığının kapatılamadığı istisnai durumlar için üretilmiş ve zorunlu olmadıkça da kullanılmayan bir öğretmen istihdam biçimiydi. Ancak, yıllar içerisinde bu istisnai istihdam kurumu kalıcı ve yaygınlaşan bir istihdam biçimine dönüştü.

MEB’in bu istihdam şeklini tercih etmesinin çeşitli nedenleri olduğu açıktır; ilk ve en önemli nedenin ücretli öğretmenlere ödenen düşük ücretler olduğunu belirtmek gerekmektedir. Bu ücretler o kadar düşüktür ki, bir kadrolu öğretmene ödenen ücretle en az 3, bazen de 4 ücretli öğretmenin istihdam edilmesi mümkündür. Diğer önemli bir neden de ücretli öğretmenler belirlenirken kamu yönetimine tanınan inisiyatif kullanma olanağıdır; istenenin görevlendirilip istenmeyenin görevlendirilmeme yetkisi ücretli öğretmenliğin yöneticiler tarafından tercih edilmesine neden olmaktadır.

2024 KPSS sonuçlarına göre sadece 15 bin öğretmenin alınacak olmasının ücretli ve atanmayan öğretmenlerin sayısında artışa neden olacağı açıktır. 2024-2025 Eğitim Öğretim yılında sayıları 90 bine yaklaşan ücretli öğretmen sayısının bu yıl 100 bini aşması olasıdır. Bu kadar çok sayıda ücretli öğretmenin istihdam edilmesi sadece atanmayan öğretmenleri değil aynı zamanda da öğrencileri ve ücretli olarak çalışan öğretmenleri de mağdur etmektedir.

Temmuz ayı içerisinde çok sayıda il ve ilçe milli eğitim müdürlüklerinin ücretli öğretmen alımı için duyuruya çıktığına tanıklık ettik. Yeni eğitim öğretim yılının başlamasına henüz süre varken ücretli öğretmen istihdamından vazgeçilmeli ve en az ücretli öğretmen sayısı kadar öğretmen istihdamı için gerekli adımlar atılmalıdır.

Yeni Kadrolaşma Alanı Milli Eğitim Akademisi

Milli Eğitim Akademisi son dönemde en fazla tartıştığımız kurumlardan biri oldu. Akademinin, eğitim fakültelerini işlevsiz hale getireceği, öğretmen istihdamı açısından ciddi sorunlar yaratacağı ve zamanla öğretmenlik mesleği üzerinde bir vesayet kurumuna dönüşebileceği gibi çeşitli eleştiriler yapıldı, kaygılar ifade edildi. Akademiden kimlerin görev alacağı ise ayrı bir tartışma konusuydu ve bunanla ilgili 30 Temmuz günü bir yönetmelik yayınlandı.

Milli Eğitim Akademisi Sözleşmeli Eğitim Personeli Yönetmeliğiyle Akademiye kimlerin nasıl seçileceği düzenlenmiş durumda. Bu yönetmeliğe göre Akademide çalışacak öğretim görevlileri Milli Eğitim Akademisi Akademik Kurulunun önerdiği isimler arasından Bakan tarafından seçilecek, MEB’de öğretmen olarak çalışanlardan Akademide görev alacaklar ise yapılacak mülakat sonucuna göre belirlenecek. Bunların dışında kalan ve Akademide görevlendirilecek olanlar ise yapılacak yazılı ve/veya sözlü sınav sonucuna göre belirlenecek.

Yönetmelik öyle bir şekilde düzenlenmiş ki Akademide görev alacakların tamamının belirlenmesi liyakat esaslı değil de yönetimin iradesine bırakılmış durumda. Adı akademi olan bir kurumda istihdam edileceklerin alanlarında yetkin olup olmaması belirleyici olmalıyken yönetmeliğe yerleştirilen “mülakat” aracılığıyla ya da öğretim görevlileri açısından belirleme yetkisinin Bakana bırakılmasıyla siyasi, sendikal veya kişisel yakınlıkların istihdam edileceklerin belirlenmesinde etkili olmasına olanak sağlanmış olunmaktadır.

Yönetmelikte dikkat çeken diğer önemli bir konu ise eğitim personelinin belirlenmesi için gerekli olan sürelerdir. Sınavlar, mülakatlar ve komisyon çalışmaları için belirlenen süreler dikkate alındığında eğitim personeli belirleme sürecinin 1 Eylül 2025’e yetişmeyeceği açıktır. Anlaşılan o ki MEB, Akademiyi yönetmelik usullerine göre belirlenen personelle değil de görevlendirilen personellerle açacaktır. Görevlendirilecek, belki de çoktan görevlendirilmiş olan, personelin kimler tarafından ve hangi ölçülerle belirleneceği veya belirlendiği ise ayrıca bir tartışma konusu olacaktır.

Akademinin çalışmaya başlamasıyla mülakat tartışmalarının biteceğini ifade eden MEB, Akademiye alınacak eğitim personelini mülakatla belirleyecek olmasıyla yeni bir tartışmayı da başlatmış olmaktadır. MEB, Milli Eğitim Akademisinin kabul görmesi ve tartışılmaması için yaptığı açıklamalarla kamuoyunu ikna etmeye çalışmaktadır ancak gerçek de olanca yalınlığı ile ortadadır.
Cronyism İngilizce bir kavramdır ve Türkçe’ye “kayırmacılık” olarak çevrilmektedir. Kayırmacılık, arkadaşlara veya meslektaşlara pozisyon, iş, sözleşme, kredi, ayrıcalık ve avantaj sağlamak anlamına gelmektedir. Kayırmacılığı destekleyen veya bunun içinde yer alan kişiye de “kroni, yandaş veya kayırmacı” deniyor. Umarız bu taşın altından da kroni veya kroniler çıkmaz.

Sahte Diploma İddiası

Ankara Cumhuriyet Savcılığı tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında 65 kişiye sahte belge düzenlemekten dava açıldı; şüpheliler, diploma başta olmak üzere sahte belgeler düzenlemek ve sürücü sınavlarının sonuçlarını değiştirmekle suçlandılar. Şüphelilerin ifadelerinde en dikkat çeken bölüm ise 400 akademisyenin yükselmelerinde ürettikleri sahte belgelerle etki ettiklerini söyledikleri bölüm oldu. Şimdi kamuoyu bu akademisyenlerin kimler olduğunu ve söz konusu iddiaların doğru olup olmadığını öğrenmek istiyor. Bu iddianın doğru olması hailinde üreteceği sonuçların görünenden büyük olacağı anlaşılmaktadır.
Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, söz konusu iddialarla ilgili gerekli ve yeterli bilgileri paylaşmak yerine yaptığı açıklamada söz konusu iddiaların dosyada bulunan bir kişinin soyut iddialarına dayandığını söyledi. Soyut iddiaların ülke gündemini belirlediği bir dönemde sahte diplomalarla ilgili iddiaların DMM açıklaması ile önemsiz bir durum gibi gösterilmeye çalışılması kabul edilemez. Söz konusu iddialar akademi içerisinde de rahatsızlık yaratmaktadır. Akademinin böylesi bir şüphe altında kalmaması için kısa sürede tüm bilgilerin şeffaf şekilde paylaşılması ve iddiaların tüm yönleriyle araştırılması gerekmektedir.

Akademi İçin Temel Atıldı

Milli Eğitim Akademisi faaliyete 1 Eylül 2025 tarihinde başlayacak ve akademide verilecek hazırlık eğitimine kabul edilecek öğretmenler 13 Ağustos tarihinde açıklanacak AGS sonuçlarına göre belli olacak. Akademide eğitimin başlamasına sadece 1 ay kala Nevşehir’de açılacak akademi binası için temel atılarak inşaata başlanması tartışma yarattı. Akademinin başlamasına bu kadar kısa süre kalmışken inşaata yeni başlanıyor olması süreç yönetimindeki plansızlıktan başka bir şey değildir.
Akademi inşaatının temel atma törenine çok sayıda konuk davet edilmişti ve bunlardan bazılarına törende doğal olarak söz verildi ancak devletin kendi düzenlediği resmi törende AKP milletvekiline de konuşma yapması için söz verilmesi devlet geleneği ve resmi protokol uygulamaları açısından kabul edilebilir bir durum değildir. Kamu yöneticilerinin, bu dönem için mümkün değil gibi görünse de, tüm siyasi partilere ve tüm kesimlere eşit mesafede olması gerekir.

Atama Değil Ödül

Boğaziçi Üniversitesinin “kayyım” rektörü Mehmet Nabi İnci uygulamaları ile aralıksız olarak gündem olmaktadır. Boğaziçi Üniversitesinde iktidarın hegemonyasını ve kendi yönetimini kalıcılaştırmak için yetkilerini adeta bir baskı aracı olarak kullanmaktan geri durmayan İnci bu faaliyetlerinin ödülünü de almaktadır. 30 Temmuz tarihinde İnci TÜBİTAK yönetim kurulu üyeliğine atandı ve bu atamayla da dördüncü makamına sahip olmuş oldu.

İnci, şu anda Boğaziçi Üniversitesi Rektörlüğü, Turkcell Yönetim Kurulu üyeliği, Türk-Japon Bilim ve Teknoloji Üniversitesi Konsey üyeliği ve son olarak da TÜBİTAK Yönetim Kurulu üyeliği makamlarına sahip durumda ve her bir makam için ayrı ayrı ücret ve huzur hakkı alıyor ve bu durum Boğaziçi Üniversitesinde yaşanan akıl almaz uygulamaların nedenini de açık etmiş oluyor.

Beklenen Kılavuz Yayınlandı

ÖSYM, açıklanması ertelenen “Yükseköğretim Programları ve Kontenjanları Kılavuzunu” 30 Temmuz tarihinde yayınladı. Açıklanan veriler, devlet üniversitelerinin kontenjanlarında genel bir azalma olduğunu, vakıf üniversitelerinde ise aksine bir artış olduğunu göstermektedir. Toplam kontenjanlarda geçen yıl ile bu yıl arasında %18’lik bir düşüş yaşanmıştır, bu da 184 bin 102 kontenjan azalmasına karşılık gelmektedir.

Devlet üniversitelerinde yaşanan kontenjan azalması 191 bindir. Bu rakam toplam kontenjandaki azalmadan daha fazladır. Vakıf üniversitelerinde ise kontenjanlar 6 bin artmıştır. Kontenjanlarda yaşanan artış ve azalışın adayların yerleşmesi açısından ciddi sorunlar yaratacağı da açıktır. Devlet üniversitelerinin kontenjanlarını azaltırken vakıf üniversitelerinin kontenjanlarının artırılması üniversite eğitimi için adaylara vakıf üniversitelerini adres göstermek anlamına gelmektedir ve bunu kabul etmek mümkün değildir.

Çocukların ve gençlerin eğitim aracılığıyla yaşamlarında anlamlı değişiklikler yapabildiği günlere ulaşmak dileğiyle, görüşmek üzere…

Paylaş:
Etiketler : dersler dergisi, Milli Eğitim Akademisi, öğretmen atamaları, Özgür Bozdoğan, Ücretli Değil Kadrolu Öğretmen

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu alanı doldurun
Bu alanı doldurun
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
Devam etmek için şartları kabul etmelisiniz

Türkçe Sizin Şamaroğlanınız mı?
Eğitim Akımları: İlerlemeci ve Çocuk-Merkezci Eğitim-1* Düşünsel Kökleri ve Avrupa’daki Uygulamaları