Proje Okulu Kaosu Sürüyor 7-13 Temmuz 2025

Kategori : Eğitim Dünyası

Proje okulları uzunca bir süredir eğitim kamuoyunun en yoğun tartıştığı başlıklardan biri olma özelliğini koruyor. 8 Nisan tarihinde, bu okullarda görev yapmakta olan 9252 öğretmenin görev süresi uzatılmayarak çalıştıkları okullardan gönderilmeleri ve bu durumun okullarda öğrenciler tarafından kitlesel şekilde protesto edilmesi, proje okullarının en önemli tartışma başlığı oldu. Proje okullarının kuruluşu, işlevi ve bu okullara öğretmen atama, yönetici görevlendirme sistemi ilk kuruldukları günden bu yana tartışılan ana başlıklar oldu.

MEB, 12 Temmuz Cumartesi günü Resmi Gazetede “Proje Okulları Yönetmeliğini” yayınladı. Uzunca bir süredir MEB’in yönetmelik hazırlığı içerisinde olduğu, proje okullarının sayısının çok arttığı ve bunların azaltılacağı ile ilgili bilgiler basında yer alıyordu. Yayınlanan yönetmelikle okullar özel proje uygulayan ve özel program uygulayan okullar olarak ikiye ayrıldı. Yönetmeliğe göre, Mesleki ve Teknik Eğitim Genel Müdürlüğüne ve Din Öğretimi Genel Müdürlüğüne bağlı okullar “özel proje” uygulayan; Ortaöğretim Genel Müdürlüğüne bağlı okullar da “özel program” uygulayan okullar olarak tasarlanmış durumda.

Özel program uygulayan okullara kabul edilecek öğrencilerin LGS kapsamındaki merkezi sınavda % 1’lik dilimin içerisinde bulunmasının ve bu öğrencilerin tamamının yatılı olmasının esas olduğu yönetmelikte yer almış durumda. Bu okulların kontenjanları her bir sınıf seviyesinde 4 şube ile sınırlandırılmış durumda ve ayrıca yabancı dil derslerinin en az % 30’unun hedef dilin anadil olarak konuşulduğu ülkelerde eğitim almış olması gerektiği yönetmelikle düzenlenmiş. En dikkat çekici olan madde ise hamilikle ilgili olan madde; hami iş birliği ile açılacak olan okullarda haminin proje hedefine uygun bir vakıf kurması veya var olan vakıf tüzüğünde buna uygun bir değişiklik yapması gerektiği yönetmeliğe girmiş durumda.

Yayınlanan yönetmeliğe göre özel program uygulayabilecek okul sayısı oldukça az olacak ve şu an proje okulu statüsünde olan pek çok okul yönetmeliğe göre proje okulu olmaktan çıkacak. 8 Nisan tarihinde 9252 öğretmenin çalıştıkları okullarından proje okullarına öğretmen atamasına dönük yönetmelik dayanak gösterilerek gönderildiğini anımsayacak olursak, yapılan tasfiye işleminin ne kadar planlı olduğu da anlaşılacaktır. Söz konusu okullarda kimlerin çalışacak kimlerin çalışmayacak olmasına karar verme yetkisini ellerinde bulunduranlar, istedikleri öğretmenleri bu okullara atadı, istemediklerini gönderdi. Özel işletmelerde dahi mümkün olamayacak bir uygulama, halka ait okullarda kamu yöneticilerine verilen yetki kullanılarak yapıldı. Yaşanan öğretmen tasfiyesinin sayısal büyüklüğünün nedeninin hazırlanan proje okul yönetmeliği ile pek çok okulun artık proje okulu olmaktan çıkarılacak olması olduğunu da kamuoyu görmüş oldu.

Yönetmeliğe göre özel program uygulayan okullarda eğitim gören öğrencilerin tamamının yatılı olmasının esas olduğu düzenlenmiş durumda. Öğrenciler için en sağlıklı ve doğru olanın ailelerinin yanında eğitim almaları olduğu, yatılılığın zorunlu durumlarda öğrencilerin eğitim hakkını kullanabilmesi için geliştirilen bir araç olduğu asla unutulmamalıdır. Örneğin İstanbul Erkek Lisesinde eğitim almak isteyen ve İstanbul’da ikamet eden bir öğrenci yatılı okumak durumunda kalacak veya yatılılığı kabul etmediği için okul tercihini değiştirmek durumunda kalacak. Yatılılık konusunda ısrarın öğrencilerin yaşamsal ve kültürel tercihlerini şekillendirme amaçlı olduğu açıktır ve bunun da kabul edilebilir bir tarafı yoktur.

Yönetmelikte yer alan hamilik kurumunun eğitimde daha önce de tartışıldığına tanıklık ettik. 2023 Eğitim Vizyon Belgesi özel okulları kamu okullarına hami olarak atamayı hedeflemişti. 78 ilde 3 bine yakın özel okul ve kamu okulu eşleşmiş ve özel okulların kamu okullarını himayeleri altına almaları istenmişti. Şimdi de sermaye kesimlerinden ve iktidara yakın kurumlardan, vakıflardan okulları himayeleri altına almaları istenecek.

Kamu okulları, kamunun vergileri ile kamusal eğitim yapılması için kurulmuş olan okullardır. Bu okulların programları, öğretmen atamaları, gereksinimlerinin karşılanması ve denetiminin de kamusal mekanizmalarla yapılması gerekir. Bu okulları kamusal alanın dışına çıkarmak, söz konusu okullardan beklenen ve hedeflenen kamusal faydadan da uzaklaşmak anlamına gelir. Ayrıca, sermayenin veya kimi yapıların hamilik yaptığı okullarda odak noktası öğrencilerin üstün yararı değil haminin talepleri olacaktır. Bu durumun da kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Okulları sermayenin denetimi ve kontrolüne vermek anlamına gelecek hamilik uygulamasını tartışmak bile gereksizdir, hamilik uygulamasına doğrudan karşı durarak okullara sahip çıkılmalıdır.

Yayınlanan yönetmelikle proje okullarının sayısının azalacağı anlaşılmaktadır. Proje okul uygulaması, ilk başladığı 2014 yılından bu yana eğitim sistemi, öğrenciler ve öğretmenler için sürekli sorunlar ve mağduriyetler üretti ve üretmeye de devam ediyor. Özellikle öğretmen atama ve yönetici görevlendirme açısından kuralsızlığın ve keyfiliğin belirleyici olduğu proje okulu uygulamasının sonlandırılması ve 8 Nisan tarihinde hukuksuzca okullarından gönderilen öğretmenlerle ilgili işlemlerin iptal edilmesi MEB’in öncelikle yapması gereken iştir.

LGS 2025

LGS kapsamındaki merkezi sınavın yapılmasının hemen ardından, sözel sınav kitapçığının özel okul sahiplerinin bulunduğu bir sosyal medya iletişim platformunda paylaşılmış olması sınav güvenliği açısından çokça tartışılmış ve MEB konuyla ilgili basın açıklaması yapmak durumunda kalmıştı. LGS sonuçlarının açıklanması ve şaşırtıcı şekilde bu yıl 719 öğrencinin sınavda tam puan almış olması sınav güvenliği tartışmasının yeniden başlamasına neden oldu. Önceki yıllara göre daha zor olduğu sınav sonrasında ifade edilen LGS kapsamındaki merkezi sınavda rekor sayıda tam puan alan öğrencinin olmasını kamuoyunun sorgulamaması da beklenmemelidir.

LGS sonuçları ile ilgili tartışmanın büyümesi üzerine MEB 12 Temmuz Cumartesi günü bir basın açıklaması yaparak beklendiği üzere iddiaları kabul etmeyerek iddiaları dile getirenleri hedef aldı. MEB, Türkiye genelinde 544 okuldan 719 öğrencinin tam puan aldığını açıklayarak yeni bir tartışmayı başlattı çünkü sadece 5 özel okulun kamuoyuna açıkladıkları tam puan alan öğrenci sayısı 209. Bu durumda MEB’in açıkladığı sayılarla özel okulların açıkladıkları sayılar tutarlı değil. MEB, konuyla ilgili soru soranları değil bu açıklamaları yapan özel okulları incelemeye almalı ve farkın nedenlerini de kamuoyuna açıklamalıdır.

Sonuçların açıklanmasının ardından muhalefet milletvekilleri TBMM’ye soru önergeleri verdiler ve basında da konu geniş yer buldu. MEB, kamuoyuna tam puan alan öğrenciler ve tüm sonuçlarla ilgili ayrıntılı bilgi vererek tartışmayı sonlandırmalı ve öğrenciler üzerindeki baskının bir an önce ortadan kalkmasını sağlamalıdır.

Sınav sonuçları açıklandıktan sonra özel okullar, her yıl olduğu gibi, kaç öğrencilerinin sınavda tam puan aldığını okullarının reklamını yapmak amacıyla yayınlamaya başladılar; bir özel okuldan 72, bir başkasından 49, diğerinden 42 öğrencinin tam puan aldığını da bu açıklamalardan sonra öğrenmiş olduk. Bu durum eğitimin sınıfsal boyutunu da bir kere daha gündeme getirdi. Ailelerin sosyoekonomik yapısı ile öğrencilerin eğitim çıktıları arasında doğrudan bir ilişki olduğunu LGS sonuçlarına baktığımızda görmekteyiz.

Özel okullarda tam puan alan öğrenci sayısının çokluğu, kamu okullarında benzer bir sonucun neden olmadığı, olamadığı sorusunu da tartışmaya açtı. Kamu okullarında verilen eğitimle özel okullarda verilen eğitimin nitelik farkı, okulların sahip oldukları olanaklar ve içerisinde bulundukları koşullar kuşkusuz bu sonuçta oldukça belirleyici ancak bunların tamamı MEB tarafından kontrol edilebilecek ve gerekli düzenlemeler yapılabilecek konular. Mesele bu durumu sorun olarak kabul ederek değiştirme iradesi göstermekte.

Merkezi sınavlar, eşitsizlikleri normalleştiren ve kabul edilebilir hale getiren araçlardır. Eşit koşullara ve olanaklara sahip olmayan, aldıkları eğitimin niteliği eşit olmayan öğrenciler sanki eşitlermiş gibi merkezi sınavlara alınarak acımasız bir elemeye maruz bırakılmaktadırlar. Eğitim aracılığıyla yaşamlarında anlamlı değişiklikler yapma umutları ellerinden alınan öğrenciler için sermayeye ucuz işgücü olmak dışında seçenek kalmamaktadır. Oysa eğitim çocuklarımızın geleceklerini kurabilmelerinin en önemli aracıdır ve bunun ellerinden alınmaması için mücadele etmek dönemin en önemli görevidir.

Sorunun Nedeni Lisenin Süresi Değil

Zorunlu eğitimin süresinin kısaltılmasına dönük tartışmalar olanca hızıyla devam ediyor ancak söz konusu süreç bir tartışmadan ziyade zorunlu eğitim karşıtlarının kamuoyunu bu konuda yapılacaklara hazırlaması şeklinde devam ediyor. MEB yönetimi ve siyasi iktidara yakın çevrelerin dışında kalan kesimler ve akademi bu tartışmayı maalesef halen gündemine almış durumda değil. Zorunlu eğitimle ilgili bir hazırlık içerisinde olunduğu açık olarak ortada olmasına rağmen buna karşı ses çıkarması gerekenlerin suskunluğunun da anlaşılır bir tarafı olmadığının altının çizilmesi gerekmektedir.

Eğitim Bir Sen’in de zorunlu eğitim karşıtlarından biri olduğunu ve kamuoyunun bu değişikliğe hazırlanması sürecine bir araştırma ile katkı sunacağını önceki yazılarımızda ifade etmiştik. 10 Mayıs tarihinde Eğitim Bir Sen yetkilileri Anadolu Ajansına yaptıkları açıklama ile zorunlu eğitime dönük bir araştırma başlattıklarını ifade ettiler. 8 Temmuz tarihinde EBS, yine Anadolu Ajansına yaptıklarını ifade ettikleri araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Tahmin edilebileceği üzere, araştırmaya katılanların çoğunluğu 4 yıllık lise eğitiminin zorunlu olmasını çok buluyor ve çözüm için 2 yıl zorunlu 2 yılı isteğe bağlı (2+2) olan bir seçeneği veya 3 yıl zorunlu 1 yılı isteğe bağlı (3+1) bir seçeneği öneriyorlar.

Yapılan açıklamalar dikkate alındığında, zorunlu eğitimin süresinin liseler için kısaltılmasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Ancak lise eğitiminde asıl sorun ortaöğretimin süresi değil öğrencilerin aldığı eğitimin niteliği, içeriği, MEB’in okullaşma politikası ve yükseköğretime geçiş sistemidir. Yaşanılan ekonomik kriz ve yüksek işsizlik oranları da dikkate alındığında, ortaöğretimden mezun olacak öğrencilerin ekonomik ve sosyal politikalarla desteklenmeden zorunlu eğitimin süresinin kısaltılması sorunları çözmek yerine yeni sorunlara neden olacaktır. Zorunlu eğitimle ilgili tartışma bir yaşam biçiminin referans alınması ve sermayenin ucuz işgücü gereksinimini karşılamak düzleminde sürdürülemez; zorunlu eğitim dahil, eğitimle ilgili hiçbir tartışma öğrencilerin üstün yararını esas almadan yapılmamalıdır.

Milli Eğitim Akademisi Adım Adım İlerliyor

Öğretmenlik Meslek Kanunu ile kurulan ve öğretmen istihdamı başta olmak üzere öğretmenlik mesleğinin ve öğretmenlerin geleceği üzerinde önemli etkileri olacak olan Milli Eğitim Akademisini zaman zaman gündeme getirerek olası gelişmelere dikkat çekmeye çalışıyoruz. 13 Temmuz’da yapılacak olan AGS ve ÖABT sınavları sonuçlarına göre belirlenecek 10 bin öğretmen, 3 dönem sürecek akademi eğitimine alınacaklar ve bu eğitimde başarılı olanlar 2027 yılında fiilen MEB’de öğretmenlik yapmaya başlayacaklar.

Milli Eğitim Akademisinin eğitim fakültelerini işlevsiz hale getireceği ve bir binaya akademi tabelası asmanın orayı gerçek anlamda akademi yapmaya yeterli olmayacağını ifade etmiştik. Yaklaşık 2 ay sonra faaliyete başlayacak olan akademilerin kimi illerdeki binalarının görselleri zaman zaman basına servis edilse de gerçek durumun ne olduğunu akademilerin tam anlamıyla çalışmaya başlaması ile göreceğiz.

Özellikle bu kurumlara yapılan atamaların ve görevlendirmelerin kimler tarafından ve hangi ölçülerle yapıldığını kamuoyunun yoğun olarak tartışması gerekecektir. Bu kurumlarda çalışmak isteyenlere dönük bir duyuru yapılmadığı gibi bu konuya dönük işleyecek süreç de paylaşılmadı. Akademide ders verecek hocalara ödenecek ders ücreti miktarının yüksekliğinin akademide çalışma talebini artıracak bir unsur olma özelliğine sahip olduğunu ifade etmek gerekmektedir.

MEB, 8 Temmuz tarihli Resmi Gazetede yayınlanan yönetmelik değişikliği ile Milli Eğitim Akademisine bağlı eğitim ve uygulama merkezleri açılabilecek ve hizmet içi eğitim enstitüleri de akademiye bağlı eğitim ve uygulama merkezlerine dönüştürülecek. Yapılan değişiklik ve akademi binaları ile çalışmalar akademiye dönük hazırlıkların sürdüğünü göstermektedir, sonucu Eylül’de göreceğiz. Öğretmenlerin ve öğretmenlik mesleğinin gereksinimi bu şekilde tartışmalı kurumlar değil, eğitim fakülteleri ile MEB arasında güçlü ve sahici işbirliklerinin geliştirilmesidir.

13 Temmuz: Eğitim Fakültelerinin Acı Günü

Milli Eğitim Akademisinin kurulmasının en önemli etkisi öğretmen istihdamında yaşanacak; MEB bünyesinde çalışmak için öğretmenler artık Akademiye Geçiş Sınavı (AGS) adı verilen bir sınav ve alan bilgisinin ölçüldüğü (ÖABT) diğer bir sınavın sonucuna göre Akademinin hazırlık eğitimine kabul edilecekler, daha sonra da 14 aylık bir eğitimi başarı ile bitirmelerinin ardından atanmaya hak kazanacaklar.

Akademide verilecek eğitimin içeriğinin ve uygulamasının nasıl olacağı, akademi eğitimi sırasından hazırlık eğitimine kabul edilen öğretmenlerin nelerle karşılaşacağını kestirmek güç. Süreci izlemeye devam edeceğiz. 13 Temmuz günü AGS ilk defa uygulandı ve atanma umuduyla yüzbinlerce öğretmen bu sınava girdi. Eğitim fakültelerinden mezun olan ve aldıkları diploma ile öğretmen olma hakkını elde eden öğretmenler, MEB’in akıl almaz istihdam politikalarından kaynaklı olarak yeniden sınava girdiler ancak sınava giren yüzbinlerce öğretmenden sadece 10 bininin akademinin hazırlık eğitimine alınacağını unutamamak gerekir.

Eğitim fakültelerinin verdiği diplomaya itibar etmeyerek, “atayacağım öğretmeni en iyi ben eğitirim” diyen MEB, aynı hassasiyeti öğretmen açığını giderme veya mülakat mağduru öğretmenlerin sorununu çözme konusunda göstermemektedir. Maalesef eğitim fakültelerini yok sayan bu uygulamaya karşı üniversitelerden, eğitim fakültelerinin dekanlarından güçlü bir itiraz yükselmedi. 13 Temmuz artık eğitim fakültelerinin işlevsiz hale geldiği gün olarak tarihe geçmiştir.

Projelerin ve planların nefes almamızı güçleştirmediği güzel günlerde görüşmek üzere…

Paylaş:
Etiketler : dersler dergisi, LGS 2025, Milli Eğitim Akademisi İlerliyor, Özgür Bozdoğan, Proje Okul Kaosu Sürüyor, Proje Okullar, Proje Okulları Yönetmeliğini

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu alanı doldurun
Bu alanı doldurun
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
Devam etmek için şartları kabul etmelisiniz

Öğretmenler Nasıl Okumalı?
Büyük Plan: Proje Okulları