Öğretmenlik: Yol Açanların Yolculuğu

Kategori : Eğitim Dünyası

Gazi Eğitim Fakültesi’nin bugün Rektörlük binası olarak kullanılan uzun ve yüksek tavanlı koridorlarında ilk dersimi beklerken içimde garip bir tedirginlik vardı. Öğretmen olmayı isteyip istemediğimden başlangıçta emin değildim; fakat zamanla anladım ki Gazi Eğitim yalnızca bir fakülte değil, yaşayan bir kültürdü. Kitaplarda bulamayacağım incelikleri hocalarımın tavırlarında, öğrencilerine gösterdikleri özende tanıdım. Onlar, bilgiyle birlikte öğretmenlik sorumluluğunu, mesleğe adanmışlığı ve insana dokunma kültürünü de aktarıyorlardı.

Danışmanım Dursun hocamın sık sık dile getirdiği “Dersine ihanet etmeyeceksin” sözü, o kültürün özünü yansıtan bir ilke oldu benim için. Çünkü öğretmenlik yalnızca ders anlatmak değil, insan yetiştirmekti. Gerçekten de “İnsan, insan gölgesinde yetişiyordu.”

Bu anlayış bana şunu öğretti: Kendine usta diyebilmek için önce ustanı geçmeli, ardından seni geçecek öğrenciler yetiştirmelisin. Öğretmenliğin sürekliliğini, değerlerin kuşaktan kuşağa aktarılışını anlatan bu sözler, meslek hayatım boyunca bana yol gösterdi. Bugün mesleki yolculuğuma dönüp baktığımda, attığım her adımda Gazi Eğitim’in izini ve bana kazandırdığı kültürün derin etkisini görüyorum. Bu kültür, yalnızca sınıflarda değil, farklı coğrafyalarda, farklı insan hikâyelerinde yeniden hayat buluyor. Çünkü öğretmenlik, mekânları ve sınırları aşan, evrensel bir idealin adı.

İşte tam da bu noktada sözü, bir zamanlar öğrencim, artık meslektaşım olan Aliye Beyza Vergisiz’e bırakıyorum. Onun kaleminden, öğretmenlik idealinin farklı coğrafyalarda nasıl hayat bulduğunu okuyacaksınız.

Sevgi Dili: Eğitimin Dönüştürücü Gücü

The Ron Clark Story filminde öyküsü anlatılan öğretmen Ron Clark ile Grigory Petrov’un İdealist Öğretmen kitabında aktardığı Profesör Raçinski’nin hikâyesi, eyleme geçtikleri andan sonuçlarına kadar ortak bir fikri taşır. Hem Profesör Raçinski hem de Ron Clark, toplumun gözünde saygın ve rahat konumlara sahipken bu konumlarını bilinçli şekilde terk ederler. Raçinski, Moskova Üniversitesi’ndeki prestijli akademik hayatını bırakıp kendi köyünde öğretmenlik yapmayı seçerken; Ron Clark da güvenli bir semtte başarılı bir öğretmen olmasına rağmen, öğrencilerin maddi yetersizlikler ve sorunlu aile yapılarıyla mücadele ettiği, düşük başarı oranına sahip bir okulda gönüllü olarak öğretmenlik yapmayı tercih eder.

Her iki öğretmenin de temelde yaptıkları şey ortaktır: Konfor alanlarını terk etmek. Peki, neden rahatlarını bozmayı tercih ederler? “Delirmişler midir?” Bu karar, çevrelerindeki insanlar tarafından mantıksız ve çılgınca görülse de her iki öğretmen için derin bir anlam taşır. Prof. Raçinski, sahip olduğu bilgi ve deneyimleri halkla paylaşamamanın huzursuzluğunu yaşar. Akademide yalnızca elit sınıfa hizmet ettiğini düşünür. Ona göre eğitim herkes için olmalıdır ve toplumsal dönüşümü sağlayacak olan da halkın eğitime ulaşabilmesidir. Bu bağlamda halkın bilinçli olarak cahil bırakılmasını sert bir dille eleştirir: “Milyonlarca köylünün derin ve kara cahilliği karşısında, biz oralara sadece çok az bilgi sahibi olan yeni yetme öğretmenleri göndermekle yetiniyoruz.” Tam da bu sebepten ötürü Raçinski, kendisini halkı için sorumlu görür ve şöyle der: “Benim köyüm, benim ruhumu kendine doğru çekiyor.” Raçinski, mevcut eğitim sisteminden rahatsızdır; çünkü bu sistemin insanları aydınlatmak yerine karanlıkta bıraktığını, düşünmeyen ve pasif bireyler yetiştirdiğini savunur. “Bizim ülkemiz dünyanın en zengin ülkelerinden biridir diyoruz. Buna karşın insanlarımızın nasıl bir hayat yaşadığına dikkatle bakın!” (Petrov, 2019) sözleriyle de bu çelişkiye dikkat çeker. Raçinski, bir avuç insana eğitim vermenin toplumu hemen dönüştürmeyeceğinin farkındadır. Ancak yine de kendisini bir mum yakmaktan, karanlığa küçük de olsa bir ışık bırakmaktan sorumlu görür. İnanır ki, bugün yakılan bir mumun ışığı, yıllar içinde başka yürekleri tutuşturacak; küçük bir kıvılcım zamanla büyük bir toplumsal aydınlanmaya dönüşecektir.

Tıpkı Raçinski gibi, Ron Clark da bulunduğu güvenli konumu geride bırakır. Onun Harlem’de bir okulda çalışmaya başlama kararı, öğrencilerin sahip oldukları potansiyeli ortaya çıkarma arzusundan doğar. Clark, her öğrencinin öğrenebileceğine inanır; ancak sınıfın dört duvardan ibaret olmadığının da farkındadır. Sınıfı dolduran çocukların her biri, okul dışında zorlu yaşam koşullarıyla mücadele etmektedir. Film boyunca öğrencilerin aile içi sorunlarını, yoksulluğu ve çevresel riskleri görürüz; onları başarısızlığa iten etkenlere tanıklık ederiz. Bu gerçekliğin en çarpıcı yansıması, öğrencisi Shameika’nın annesinin Clark’a yönelttiği şu sözlerde ortaya çıkar: “Sen ona bu fikirleri veriyorsun ama bu dünya onu mahvedecek!” Annenin umutsuzluğunu dile getiren bu cümle, Harlem’deki çocukların karşı karşıya olduğu sert yaşam koşullarını gözler önüne serer. Ancak Ron Clark, suç oranının yüksek olduğu bu bölgede yaşayan ve çoğu kişi tarafından umutsuz görülen çocukların aslında hayatlarını değiştirecek güce sahip olduklarına inanır.

Nitekim bu inanç, öğrencilerinde karşılık bulur. Shameika, ortaokula geçiş sınavında en yüksek puanı alır. İzleyici, bu başarının gerçekdışı olduğunu düşündüğü anda, filmin gerçek bir hikâyeye dayandığını hatırlar. İşte bu nokta, Clark’ın sevgiyle beslenen inancının ve öğretmenliğin dönüştürücü gücünün somut kanıtıdır: “Respect, Mr. Clark!”

Ron Clark ve Profesör Raçinski’nin hikâyeleri, farklı coğrafyalarda yaşansa da ortak bir noktada buluşur: Eğitimin dönüştürücü gücüne duydukları inanç. Her ikisi de toplumun en zor koşullarındaki çocuklara ulaşmayı, onları aydınlatmayı hedefler. Clark, Harlem’deki çocukların sistemin dışında bırakıldığını görür ve onları yeniden “sisteme kabul edilir” hale getirmek için çabalar. Onun amacı, her çocuğun çalınan geleceğini geri alabilmesi için sistemin onlardan beklediği sınavlarda başarılı olmalarını sağlamaktır. Raçinski ise bireysel başarıya odaklanmaz; sistemin kendisini sorgular ve gerçek özgürleşmenin ancak tüm toplumun aydınlanmasıyla mümkün olacağını savunur. Ona göre eğitim, sadece bireyi başarılı kılmanın değil, toplumu kökten dönüştürmenin yoludur.

Burada dikkat çeken nokta, iki öğretmenin de kullandığı ortak dildir: Sevgi. Onların eğitim anlayışının merkezinde yer alan bu sevgi dili, dönüştürücü gücün beslendiği kaynaktır. Bu noktada, Freire’nin şu sözleri akla gelir: “Eğitimcilerin birlikte çalıştıkları çocukların dünyasında ne olup bittiğini bilmeleri gerekir. Onların hayal evrenleri, içinde yaşadıkları dünyanın saldırganlığından kendilerini beceriyle korudukları dili, okuldan bağımsız olarak neler bildikleri ve bunları nasıl bildiklerini bilmelidirler.” (Freire, 2019; s. 151) Clark ve Raçinski’nin yaptığı da tam olarak budur. Onlar yalnızca ders anlatmakla kalmamış, öğrencilerinin yaşadığı zorlukları, düşünce dünyalarını ve hayatta kalma biçimlerini anlamaya çalışmışlardır.

Her iki öğretmenin başarısının ardında, öğrencilerinin zor kişiliklerine ve terk edilmiş hayatlarına rağmen onlara duydukları inanç yatar. Ron Clark’ın ilk dersten önce her bir öğrencisinin evine giderek ailesiyle tanışması, isimlerini öğrenmesi ve onların yaşam koşullarını anlamaya çalışması da bu sevgi dilinin bir parçasıdır. Raçinski’nin köyüne dönmesi de aynı şekilde, halkıyla kurduğu derin bağın ve onlara olan inancın göstergesidir.

Sonuç olarak, konfor alanından çıkma cesareti gösteren tüm öğretmenler, toplumu ileri götürmek için birer adım atmaktadır. Onların dokunduğu her öğrenci, etkileşim kurduğu insanlara bu ışığı ve sevgiyi aktaracaktır. Öğretmenlik, bireyleri dönüştürmenin ötesinde, toplumun geleceğine yön verme sorumluluğunu da taşır.

Raçinski’nin sözleriyle ifade edecek olursak: “Bir insan, gerçek manâsıyla canlı bir mum gibi değil midir? Eğer bu mum yanmazsa, etrafını aydınlatmazsa, insan hayatının kıymeti nedir?” İşte Clark’ın Harlem’deki sınıfında ve Raçinski’nin köy okulunda yanan o küçük mumlar, bugün hâlâ bize ışık tutuyor. Çünkü bir mumun ışığı, başka bir mumla paylaşıldığında sönmez; aksine büyür ve karanlığı aydılatmaya devam eder.

Öğretmenliğin Ortak Paydası

Eline, kalemine sağlık Aliye Beyza. Öğrencilik yılları boyunca kendine kattıkların ve mesleğine olan tutkunla ilerlemen daim olsun. Senin bu yazın bize bir kez daha gösteriyor ki, öğretmenlik mesleği yalnızca bilgi aktarmak değil; kendini aşacak öğrenciler yetiştirmektir. İster matematik öğretmeni ister fizik öğretmeni ister sınıf öğretmeni ya da okul öncesi öğretmeni olalım; hepimizin ortak kimliği “öğretmen” olmaktır. Bu kimlik, alanlarımızın ötesinde bizi aynı paydada buluşturur. Çünkü öğretmen, kendi sınırlarını aşacak bir öğrencinin yolculuğuna rehberlik ettiğinde, aslında toplumun geleceğine de ışık tutar.

Ve belki de öğretmenlik yolculuğunun özünü en güzel ifade eden söz şudur:

Non nobis solum nati sumus.

Kaynaklar

Freire, P. (2019). Kültür işçileri olarak öğretmenler: Öğretmeye cesaret edenlere mektuplar (Çev. Çağdaş Sümer). Yordam Kitap.

Petrov, G. (2019). İdeal öğretmen (H. Kalender, Haz.). Uğurböceği Yayınları.

Paylaş:

1 Yorum. Yeni Yorum

  • M.Saltuk ERYAŞAR
    5 Ekim 2025 21:52

    Bir çocuğun ruhuna dokunabilmeyi, onu hayata hazırlama safhasında ona katılacak her bir değeri; bunların sonucunda toplumu inşa noktasında duyulacak hazzı düşündükçe, içimizde yanan meşalenin sıcaklığını bulduğumuz bu satırları okurken, duyduğum heyecan için sonsuz teşekkürler.

    Yanıtla

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu alanı doldurun
Bu alanı doldurun
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
Devam etmek için şartları kabul etmelisiniz

Dil Edinimi ve Anadil Eğitimi
Akademi Israrı Öğretmen Açığını Derinleştiriyor 22-28 Eylül 2025