Öğretmenler Günü Tartışmaları Üzerine
Öğretmenler Günü olarak kabul edilen 24 Kasım tarihi, Mustafa Kemal Atatürk’ün Millet Mekteplerinin Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür. Millet Mektepleri en büyük halk eğitim hareketidir. Yeni abecenin kabul edilmesiyle birlikte kısa zamanda her yaştan bir buçuk milyon insanımıza okuma yazma öğretilmiştir.
12 Eylül yönetimi bir yandan, eğitimi dinselleştirip, din derslerini zorunlu hale getirirken, diğer yandan da öğretmenler için 24 Kasım’ı Öğretmenler Günü ilan etmişti…
Yıllar önce Kanal B’de; Milli Eğitim Bakanına “Öğretmenler Günü” teklifini sunan o dönemin bakan yardımcısı Osman Güngör Feyzoğlu ile programa katılmış, sürecin nasıl oluştuğunu kendisinden dinlemiştik. Öğretmenler Gününün mucidi kendisiydi. “Milli Eğitim Bakanı Hasan Sağlam’a ben teklif götürdüm, o da kabul etti” demişti. Kutlamalar 24 Kasım 1981’den beri yapılıyor…
24 Kasım uzun yıllardan beri tartışılır, 12 Eylül faşist darbesinin verdiği gün kutlanmalı mı, kutlanmamalı mı, diye… Ne söylersek söyleyelim, Öğretmenler Günü halka mal olmuştur. Yediden yetmişe herkes o gün geldi mi, öğretmenlerini arıyor, kutluyor. Mustafa Kemal Atatürk’ün öğretmenlik mesleğine verdiği değeri anlatması ve bu gün sayesinde öğretmenlerin ve eğitimin sorunlarının gündeme gelmesi açısından önemli buluyorum.
Öğretmenler Gününden söz açmışken; son yıllarda unutulan, “Cumhuriyetin öğretmeni olmak” ve “Öğretmenin Uyandırma Görevi”ni bir kez daha saygıdeğer öğretmenlerimize anımsatmak gerekir diye düşünüyorum, özellikle de genç öğretmenlerimize…
Öğretmenin Uyandırma Görevi
Bu yazıyı hazırlarken; TÖS’ün (Türkiye Öğretmenler Sendikası) yayınladığı “Eğitim El Kitapları”nı inceledim. Bu el kitaplarından ilkinin adı “Öğretmenin Uyandırma Görevi”. Yazarı, aynı zamanda TÖS Genel Başkanı da olan Fakir Baykurt…
Kitapçık 1969 yılında 15.000 adet basılmış. Sayıyı görünce şaşırdım. Bugünün kitap ve dergi basım sayıları geldi aklıma. Bugün geldiğimiz noktada bu okunma rakamlarının o günler için büyük rakamlar olduğunu düşünüyorum. Bu arada Fakir Baykurt’un mücadelesine sahip çıkan sendikalara bir çağrıda bulunmak istiyorum. TÖS’ün yayınladığı “Öğretmen El Kitapları” mutlaka değerlendirilmeli, olanaklıysa yeniden basılarak üye öğretmenlere ulaştırılmalıdır.
TÖS’ün Öğretmen El Kitapları
TÖS’ün bastırıp öğretmenlere dağıttığı bu kitapçıkların konu başlıkları şöyle;
- Öğretmenin Uyandırma Görevi
- Sendika ve Grev
- Türk Halkının Beslenme Sorunu
- Toprak ve Tarım Sorunu
- Savunma Stratejisi ve Ulusal Ordu
- Dünya ve Türkiye
- Montaj Sanayi
- Türk Eğitiminin Çıkmazları
- Öğretmen ve Politika
- Maden Sorunumuz
- Petrol Sorunumuz
- Sayılarla Ülkemiz Türkiye
- Dış Yardımla Kalkınma Olur mu?
- Türkiye’de Sosyal Sınıflar
- Sağlık Sorunumuz
- İlaç Sömürücülüğü
- Ulusal Gelir Dağılımı
- Doğum Kontrolü
- Özel Yüksek Okullar
- Faşizm
- Yeni Sömürgecilik
- Konut Sorunumuz
- Ortak Pazar
- Kredi Yağması
- İnsanlığın Üretim Aşamaları
Konu başlıklarına bakarak TÖS’lülerin Kayseri’de bir sinema salonunda niçin yakılmak istendiğini “anlamak” mümkün…
“Öğretmenin Uyandırma Görevi” kitapçığına gelirsek… (Kitapçık 1969 yılında yazıldığı için son açıklanan 1965 verileri temel alınmış)
1965 yılında Türkiye’de okuryazar oranı % 52’dir. Okuma yazma bilmeyenlerin çoğu köylüdür. Köylüler arasında kara cahil kadınların oranı Ordu’da % 90, Urfa’da % 95 ve Siirt’te % 97.5’a kadar çıkmaktadır. Köylüler ekonomik yönden halkın en az kazanan, yani en çok sömürülen kesimidir.
Halkın Sömürülmesi
Fakir Baykurt yukarıdaki büyük ihmalin nedenini şu şekilde açıklıyor; “Egemen sınıflar cahil bırakılmış insanların çok kolay sömürüleceğini bildiklerinden, yoksul sınıf ve tabakaların eğitimini olabildiğine ihmal ediyorlar. Köylüler, en basit hesapları bile yapabilecek bir eğitimden geçmedikleri takdirde sömürüye baş eğmeye devam edeceklerdir. Böylece onun yetiştirdiği ürünleri her zaman ucuza kapatmak kolay olacaktır. Kalabalık, fakat bilgisiz, bilinçsiz köylülerin iç ve dış politikamızda ağırlıkları da olmayacağından, baş eğme, hem iç sömürü, hem dış sömürü karşısında sürüp gidecektir. (Baykurt 1969, s. 4)
Halkı Uyandırma Görevi Kimindir?
Peki, egemen güçler halkın eğitilmesini, aydınlanmasını, bilinçlenmesini istemiyorlarsa halkı uyandırma görevi kimindir? Baykurt bu görevin öğretmenlerin olduğunu; gerekçesiyle şöyle açıklıyor: “Öğretmenler ki, bugün sayıları 120 binden fazladır. Dağda, taşta, köyde, kentte onlar vardır. Yedikleri ekmeğin, içtikleri sigaranın, giydikleri gömleğin parasını halk vermektedir. Öğretmenler, egemen sınıfın emir kulu, ya da yönetici tabakaların çocuk avutucuları değildirler. Öğretmenler köylüler dâhil, bütün bir ulusun öğretmenidirler.
Öğretmenler, eğitim plan ve programlarını sadece egemen sınıfların çıkarlarına uygun olarak yapılmasına ve yürütülmesine artık dur demelidir. Suya sabuna dokunmayan, halkın işine yaramayan bilgilerle öğrencilerin kafasını şişirmekten vazgeçip halkın, köylü ve işçinin, yani bütün toplumun, bütün ülkenin ihtiyaç duyduğu bilgileri, beceri ve alışkanlıkları kazandırmanın gerekli devrimci tavırları yaratma yolunu bulmalıdır. (A.g.e, s.4)
Okumuş İnsan Uyanmış İnsandır
Fakir Baykurt eğitimi insan yaşamını değiştiren, bilinçlendiren, yeni bilgilere, bilgilerden gerçeklere ulaştıran en büyük güç olduğunun bilincindedir. Kendisi de Burdur/Yeşilova Akçaköy’de doğmuş, yoksul bir köylü çocuğudur. Cumhuriyetin eşitlik ilkesi doğrultusunda köy çocuklarının okuyabilmesi için açılmış Köy Enstitülerinde uygulanan halkçı, aydınlanmacı ve üretici eğitimin içinden geçmiş ve aydınlanıp bilinçlenmiş yurtsever bir öğretmendir.
Baykurt kitabında eğitimin gücü hakkında şunları söyler; “Eğitim, hayatımızda ciddi bir etkendir. Eğitim asla bir süs değildir. Okumuş insan uyanmış insandır. İnsan öyle bir uyandırılmalı ki, onu hiç kimse sömüremesin. Bütün bireyleri uyandırılmış toplumları kimse sömüremez. Okumuş insan aynı zamanda bilgili ve becerikli insandır. Bilgi ve beceri kazanmış insanlar birbirlerini sömürme yerine doğayı sömürürler. Okumuş insan, doğayı sömürmenin bütün bilgi ve becerilerini edinmiştir; durgunluktan, eskilikten, geri bırakılmışlık ve yoksulluktan hoşlanmaz. Okumuş insan, her zaman “Hayata karşı devrimci tavırlı”dır; yenilikçi ve değişiklikçidir.” (A.g.e, S.4)
Öğretmenler Halkın Bilinçlenmesi İçin Ne Yapmalıdır?
Peki, öğretmenler halkın bilinçlenmesi, uyandırılması konusunda ne yapmalıdırlar? Yürüttükleri eğitim uyandırmayı gerçekleştirebilecek bir eğitim midir? Bu sorunun yanıtını Baykurt’tan alalım: “Öğretmenler, eğitimi bugüne kadar uyguladıkları biçimde uygulamaya devam ederlerse Türk halkını uyandırmazlar. Çünkü bugüne kadar uygulanıp gelmiş olan eğitim, daha çok egemen sınıfların çıkarlarına göre planlanmış, yabancı etkilerinin ağır bastığı, eşitlikten ve uyandırıcılıktan uzak, halka sırtı dönük, ulusallık yanı zayıf uyuşturucu bir eğitimdir.” (A.g.e, s.5)
Böyle bir eğitimi uygulamak zorunda olan öğretmenler, ne yapmalıdırlar? “Öğretmenler, hızlı program ve yönetmelikleri, Bakanlık genelgelerinin dar sınırı dışına taşmak; eğitimi toplum ve ülkemizin temel çıkarları yönünde bilinçlendirecek biçimde uygulamak zorundadırlar.” (A.g.e, s.5)
Öğretmen Toplumun Belli Başlı Sorunlarını Bilmek Zorundadır!
Öğretmenler öğrencileri ve toplumu bilinçlendirirken kendileri de iyi bir öğretmen olmanın yanında “Toplum ve ülkenin belli başlı sorunlarını da iyi bilmek, içerde ve dışarda görülen değişme ve gelişmeleri yakından izlemek zorundadır.” (A.g.e, s.5)
Bu arada Baykurt soruyor; “Bütün devletlerin nüfusu ve başkentleri, dünyanın en yüksek ve çukur yerleri, en uzun ve en geniş akarsuları; ölmüş divan edebiyatının nazım ölçüleri, bugünkü insana ne kazandırır.” (A.g.e, s.5)
Baykurt, burada uyutucu eğitimin öğrencilerin kafasını neyle doldurduğuna dair ipuçları vermekle birlikte gerçek eğitimin ne olması gerektiği konusunda şunları söylüyor; “Eğitim, toplum ve ülkenin geçiminden, gelir ve giderinden, savunmasından, sağlığından, yönetim ve denetiminden, üretmesinden, yenileşme ve gelişmesinden, ayrı düşünmek, ayrı algılamak, tıpkı hayattan kopuk “divan edebiyatı” gibi bir “divan eğitimi” yürütmek demek olur.” (A.g.e, s.5)
Öğretmenler Kendilerini Silkeleyip, Eski Öğretmenlik Alışkanlıklarından Kurtulmalıdır…
Fakir Baykurt öğretmenleri kalıplaşmış eğitimin dışına çıkılması konusunda uyarıyor: “Öğretmenler bu kalıpları parçalamalıdır. Bakanlık; toplum ve ülkenin ihtiyaçlarına cevap veren; plan ve programları kendi eğitimcilerimiz tarafından yapılmış; amaçları, kaynakları ve yönetimi kesin olarak yerli olan “Ulusal eğitim” düzenini kurmak zorundadır. Öğretmenler Bakanlığı sıkıştırmalıdır. Öğretmenlerin bu çırpınışlarına “İdeolojik çaba” ya da “Politik faaliyet” deyip engel olmak gülünç bir taassuptur. Bu taassuba eğerek öğretmenlik görevi yapılamaz. Öğretmene engel olan tutumlar ki, asıl bunun kınanması, bunun aşağılanması gerekir.
Bu yüzden öğretmenler, kendilerini silkeleyip, eski öğretmenlik alışkanlıklarından kurtulmalı ve yeni bir öğretmenlik tavrı kazanmalıdırlar. Toplum ve ülkenin durumuyla ilgili bilgilerini gözden geçirip eksikliklerini tamamlamalı, yanlışlarını atmalı, yenilerini ve doğrularını edinmelidir. Eğitim ve öğretimde işe yaramaz kokup bulaşmaz süs bilgilerin, gereksiz beceri ve alışkanlıkların, her şeye evet diyen, başeğen, duruk – tutuk insan yetiştiren bir anlayışın sözünü bile etmemelidir.”(A.g.e, S.6)
Tös Neden Kuruldu?
Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmenden resmi program içinde kalarak öğrencilere yalnızca okuma yazma öğretmesini ve başka işlere karışmamalarını istemektedir. Hele hele yurt yönetimine, yöneticilerine ilişkin herhangi bir eleştiri ya da söz duymaya tahammülü yoktur. Bu duruma aykırı hareket edenler, çeşitli kıyım ve sürgünlerle karşı karşıya kalmaktadır. Öğretmenler bu baskı ve zulüm karşısında susacaklar mıdır? Elbette susmayacaklardır. Bu sistemli devlet gücüyle başlatılan sürgün ve kıyımlara ancak geniş katılımlı sendikal örgütlenme ile karşı konulabilirdi. Öğretmen derneklerinin kurulması, derneklerin konfederasyona dönüşmesi ve en sonunda TÖS’ün kurulması bu sürecin zorunlu sonucuydu.
Tös Neler Yaptı?
Öğretmenler TÖS’le başlattıkları devrimci mücadelede, 1971 yılına kadar yurdun her yerinde, il ve ilçe merkezlerinde binden fazla toplantı düzenlediler. Bu toplantılara çok yerde halk da katılıyordu. Bu konuşmalar Pazar günleri 10’da başlayıp akşama kadar sürüyordu. Akşam 20’de başlayan toplantılar ise, gece yarılarına kadar sürüyordu. Bu toplantılara yalnız öğretmenler değil; işçiler, köylüler ve esnaftan insanlar katılıyor, salonlarda yer bulamadıkları zaman ayakta dikkatle dinliyorlar ve sorular soruyorlardı.
TÖS Ülkenin içinde bulunduğu durumu daha etkin anlatabilmek için 4 Eylül 1968’de Ankara’da beş gün süreli “Devrimci Eğitim Şurası”nı topladı. Bu Şurada ülkenin genel koşulları içinde eğitimin 26 sorunu üzerine bildiriler okundu ve tartışmalar açıldı. Öğretmen, işçi, öğrenci, esnaf ve köylü temsilcileriyle aydınların katıldığı komisyonda alınan kararlar, büyücek bir kitap halinde bastırılarak kamuoyunun ve ilgililerin dikkatine sunuldu. Konu o kadar ciddi ve konuyla ilgili sorunlar o kadar köklüdür ki, belirli bir azınlıktan türeyen siyasal iktidar bunları işitmedi ve anlamadı.
Büyük Eğitim Yürüyüşü
Bu duyarsızlık üzerine TÖS 15 Şubat 1969’da Ankara’da yurdun her yerinden gelen 40 000 kişinin katıldığı “Büyük Eğitim Yürüyüşü”nü düzenledi. Yine 15 Aralık 1969 günü bütün yurtta uygulanan dört günlük “Genel Öğretmen Boykotu” yaptı ve boykota 110 bin öğretmen katıldı. Boykot TÖS üyelerinin dışında kalan öğretmenler tarafından da desteklendi…
Bu çalışmalar içinde ve sonunda binlerce öğretmen Bakanlığın hışmına uğradı. Görev yerleri değiştirildi, açığa alınanlar oldu. Başka illere sürüldü. Bu davalarla ilgili Av. Halit Çelenk, Av. Rasih Kaplan ve Av. Niyazi Ağırnaslı gibi tanınmış avukatlar savunmanlık yaptılar…
Fakir Baykurt önderliğinde TÖS’lü öğretmenlerin yaptığı mücadelenin temel nedeni öğretmen maaşları değildi. “Ülkenin içinde bulunduğu yarı bağımlı ve geri kalmışlık durumu buna bağlı olarak eğitimin bir türlü kurtulamadığı belli başlı çıkmazlardı.” (Baykurt 1971, s.4)
Tös’ün Örgütlenmesi Ve Mücadelesi Bugünün Öğretmenleri Tarafından Bilinmeli!
TÖS’ün Fakir Baykurt Önderliğinde yaptığı devrimci eğitim mücadelesinin bugünün öğretmenleri tarafından bilinmesi, mücadelenin aynı kararlılıkla sürdürülmesi açısından çok önemlidir. “Öğretmenin uyandırma görevi”ni yapması günümüz Türkiye’sinde en hayati gereksinimdir. Öğretmenler en başta Baykurt’un da dediği gibi kendileri uyanarak, korkmadan, yılgınlığa ve umutsuzluğa sürüklenmeden, parçalanmadan mücadeleyi sürdürmek zorundadır. Bunun dışında ülkemiz için başka çıkış yolu yoktur.
Bugün Eğitimin İki Temel Sorunu
Dinselleştirme:
Bugün ülkemizde eğitimi dinselleştirerek, uyutucu ve köleleştirici eğitim haline getirmek isteyenler hedeflerine emin adımlarla yürümektedir. Zorunlu, seçmeli din dersleri, ders kitaplarının içerikleri, 4+4+4, Maarif Modeli, ÇEDES uygulamaları…
Özellikle ÇEDES Protokolü ile okullara imam ve vaizler “manevi rehber” pozisyonunda girmişlerdir. Birçok okulda “sabır köşesi”, “şükür panosu” gibi uygulamalar başlatmışlardır. Bazı illerde il müftülükleri ders içeriklerine doğrudan müdahale etmektedir. Eğitimin dinselleştirilmesiyle ilgili bu ve bunlara benzer her gün yeni olay karşımıza çıkmaktadır. Nedense “Değerler Eğitimi” denilince dini değerler akıllarına gelmektedir.
Eğitimin Paralı Hale Gelmesi:
Ayrıca eğitim son yıllarda piyasalaşmış ve paralı hale gelmiştir… Sınava odaklanan bir sistemin sonucu ortaya çıkan dershanecilik ve özel okulculuk yaygınlaşmış, orta sınıf da devlet okullarındaki dinselleştirmeden dolayı özel okulları tercih etmeye başlamıştır. Özel okulların bir kısmı tarikat ve cemaatlerin ellerinde dinsel eğitim yapmaktadır. Devlet okullarında da eğitim artık parasız değildir. Böylece çocuklar arasındaki olanak eşitliği kavramı yok olmuştur. Artık parası olanın çocukları okuyacak ve yönetim kadrolarına gelecek. Halkın çocukları da maddi olanaksızlıklar içinde kıvranıp duracaktır… Kısacası; ağanın oğlu ağa, beyin oğlu bey olacaktır.
Kanayan Yara MESEM’ler:
Ülkemizde MESEM (Mesleki Eğitim Merkezleri) uygulamaları ile çocuk işçiliği yaygınlaştırılmaktadır. Ne yazık ki, gereken iş güvenliğinin sağlanmaması, denetimsizlik ve ağır işlerde çalıştırılmaları sonucu çocuklar ölmektedir. Geçen yıl yirmiye yakın çocuğumuz MESEM uygulamalarında yaşamını yitirmiştir.
Son Söz
Ülkemizde karanlık ve aydınlık mücadelesinin bugünden geleceğe şiddetlenerek artacağını söyleyebiliriz. Bu mücadeleye paralel olarak öğretmenin devrimci mücadelesinin de artmasını umuyoruz. Başta Türkiye’nin aydınlanmasına ömrünü koymuş öğretmenler olmak üzere, öğretmen mücadelesine katkı sağlayanları, önderlik edenleri bir kez daha saygı ile anıyorum…
Kaynaklar:
- Baykurt, Fakir. Öğretmenin Uyandırma Görevi, TÖS Yayınları, Ankara 1969
- Baykurt, Fakir. Türkiye’de Eğitimin Çıkmazı ve Öğretmenlerin Savaşı, TÖS Eğitim El Kitabı, Ankara 1971























1 Yorum. Yeni Yorum
Kalemine sağlık Erdal öğretmenim. TÖS geleneğini, ruhunu yaşatmak hepimizin görevi olmalıdır.
Önce öğretmen hareketinin birliğini sağlamak, güçbirliği yapmak, çağdaş, bilimsel, laik bir eğitim için harekete geçmek zorundayız.
Öğretmenler Günümüz kutlu olsun.