Madeline Will: Kültürel Açıdan Duyarlı Eğitim Günümüzde Nasıl Olmalı?

Kategori : Eğitim Dünyası

Çeviri: Sena Demirci, Boran Can Çelebi ve Mustafa Bozkaya

Bundan yaklaşık 30 yıl önce, eğitimci ve araştırmacı Gloria Ladson-Billings siyahi öğrenciler için etkili eğitim vermenin yollarını aramak üzere yola çıktı. Genellikle yetersiz ve uyumsuz olduklarına inanılan siyahi öğrenciler bazı sınıflarda ise tam aksine çok başarılıydılar. Peki, bu sınıflardaki öğretmenlerin sırrı tam olarak neydi?

Ladson-Billings’in çalışmasına duyulan ihtiyaç günümüzde de geçerliliğini koruyor, çünkü siyahi öğrenciler standart testlerde beyaz akranlarının gerisinde kalmaya devam ediyor ve özellikle beyaz öğretmenler tarafından daha fazla disipline tabii tutuluyorlar. Yapılan birçok araştırma da Ladson-Billings’i haklı çıkarıyor; yani kültürel açıdan duyarlı eğitim, öğrencilerin, özellikle de farklı kültürlerden gelen öğrencilerin, akademik başarılarının artmasına, derslere daha fazla ilgi duymalarına, devamsızlıklarının azalmasına ve kendilerini daha yetenekli öğrenciler olarak görmelerine yardımcı olabilir.

Buna rağmen Ladson-Billings’in çalışmalarının birbölümü, ülke genelinde muhafazakâr kanun koyucuların sınıflarda ırkın nasıl ele alınacağını kısıtlamaya çalışması nedeniyle mercek altına alındı. Alanında önde gelen isimlerden biri olan Ladson-Billings’in de savunduğu eleştirel ırk teorisi kavramına karşı başlatılan bu seferberlik, çocuklara kendilerini ya baskıcı ya da ezilen olarak görmeyi öğrettikleri korkusuyla körükleniyor. Kültürel açıdan duyarlı eğitimi referans alan bazı okul programları; veliler, politikaya yön verenler ve toplumun diğer kesimleri tarafından sorgulanıyor.

Education Week, Wisconsin-Madison Üniversitesi’nde kentsel eğitim alanında emekli profesör olan Ladson-Billings’e mikrofon uzattı. Bu röportajda, sınıfta kültürel açıdan duyarlı öğretimin nasıl uygulandığı ve eleştirel ırk teorisi ile okullar hakkındaki ulusal tartışmalara dair düşünceleri ele alındı.

2022 yılı itibarıyla kültürel açıdan duyarlı eğitimi nasıl tanımlarsınız? Bu çalışma ilk ortaya koyduğunuz zamandan farklı mı?

Bence hâla aynı. Kültürel açıdan duyarlı öğretimin üç temel unsuru var. İlki ve en önemlisi, öğrencinin öğrenmesidir. Odak noktası öğrencinin öğrenmesi olmalıdır. İnsanlar çocuklarını okula bu yüzden gönderir, bizim varoluş amacımız da budur.
İkincisi ise, benim deyimimle, kültürel yetkinliktir. Bununla, öğrencilerin en azından bir başka kültürde akıcılık ve beceri kazanırken kendi geçmişlerine, dillerine, tarihlerine, geleneklerine ve deneyimlerine başvurabilme yeteneğini kastediyorum. Siyahi çocuklar söz konusu olduğunda, bu diğer kültür, genellikle, ana akım kültürdür. Fakat biz onların anadillerinin veya geleneklerinin değersizleştirilmesini istemiyoruz. Bu yeni kültürü anlamalarına yardımcı olmak için, onların kendi gelenek ve göreneklerini sık sık analoji veya metafor olarak kullanırız. Ayrıca şunu da açıkça belirtmek isterim ki, kültürel yeterlilikten bahsederken beyaz çocukları bundan muaf tutmuyorum. Okullar çoğunlukla onların kültürü çerçevesinde düzenlense de, farklı yerlerde ve farklı koşullarda yaşayan insanlarla iletişim kurabilmeleri gerekecek.

Üçüncü unsur, ve bana kalırsa unsurlar arasında en çok göz ardı edileni, ise eleştirel bilinçtir. İnsanlar ‘Aman ben bulaşmayayım. Siyasetle ne işim olur?’ diye düşünüyor. Doğru, kimse partizanlığa bulaşmamalı. Ama gerçek şu ki, siyasetten kendimizi tamamen soyutlayamayız. Benim için, ‘Eeee ne olmuş yani?’ sorusu, eleştirel bilincin özünü yansıtıyor. Çocuklara her türlü şeyi öğretiriz. Çocuklar da ‘Tamam, bunu öğrendik de ne olmuş yani? Bunu hiçbir zaman kullanmayacağız ki. Ne işe yarayacak?’ diye sorarlar. Ve onlara yeterince tatmin edici cevaplar veremeyiz; ‘Bir gün lazım olacak,’ gibi şeyler söyleriz. Ama hemen hemen 4. sınıfa geldiklerinde anlarlar ki, öğrendikleri şeylerin çoğu hiçbir işe yaramayacak. İşte bu yüzden, öğrencilerimize öğrendikleri şeylerin günlük hayatlarındaki sorunlarla nasıl bağlantılı olduğunu göstermeliyiz. Bence zamanla değişen şey şu: Bu araştırmaya 1980’lerin sonunda başladığımda ilkokul sınıflarında çalışıyordum. O zamanlar gençlik kültürünün tesirini ve önemini tam olarak kavrayamıyordum. Elbette siyahi insanların katkılarından bahsedebiliriz- Rosa Parks, Sojourner Truth ve diğerleri. Ama kültürü yaratanlar gençlerdir. Müzikleriyle, sanatlarıyla, modalarıyla, dilleriyle kültürü şekillendiriyorlar. Bu nedenle, çalışmalarımın bu yeni evresinde, gençlik kültürünün öğrencileri nasıl etkilediğini ve kendi ifademle kültürel açıdan duyarlı eğitim yaklaşımını nasıl şekillendirdiğini daha yakından incelediğimi söyleyebilirim.

Kaynak: The Essence
90’larda şöyle yazmıştınız: ‘İnsanlar ‘Anlattığınız şey aslında doğru bir eğitimden ibaret değil mi?’ diye sorabilir. Ve siz de şöyle cevap vermiştiniz: ‘Evet, ama neden çoğunlukla siyahi öğrencilerden oluşan sınıflarda bu kadar nadir görülüyor?’ Yaklaşık 30 yıl sonra bile durumun hâla aynı olduğunu düşünüyor musunuz?

Keşke ‘hayır’ diyebilseydim, ama siyahi çocukların en büyük sorunu bence yetersiz eğitim. Okulda, büyük ölçüde bedenleri üzerinde disiplin sağlanmaya çalışılıyor – “buraya otur, ağzını kapalı tut, ellerini oraya koy” gibi kurallarla – bu yüzden entelektüel anlamda çok az gelişiyorlar. Her şeyin standart bir teste odaklı olması, eğitim deneyimini tamamen yozlaştırıyor. Sanki cezalandırarak başarıya ulaşabileceğimize inanıyoruz.

Özellikle en savunmasız çocuklarımızın eğitim gördüğü bölgelerde sürekli tekrarlanan şey şu: “Okuma notlarını yükseltmeliyiz. Matematik notlarını yükseltmeliyiz.” Bu tür bir dayatmayla, daha yenilikçi ve yaratıcı olmak -sadece öğretimde değil, değerlendirmelerde de- çok zor. Değerlendirme neden illa bir sınav olmak zorunda? Neden bir performans veya bir sergi şeklinde olmasın? Özel okullardaki çocuklar tam da bunu yapıyor – bilgi ve becerilerini sergilemek için her türlü fırsata sahipler.

Bazı eleştirmenlerin, kültürel açıdan duyarlı eğitimi, eleştirel ırk teorisinin yeni bir adı veya bir parçası olarak değerlendirdiklerini görüyorum. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

İnanın, buna gülmekten kendimi alamıyorum. Eleştirel ırk teorisinin K-12 eğitim programıyla hiçbir alakası yok. Hiç mi hiç! İşin ilginç yanı şu ki, Manhattan Enstitüsü’nden Christopher Rufo kendi ağzıyla “Bu akımı tamamıyla şeytanlaştıracağız.” dedi. Bir de neyi eleştirel ırk teorisi ilan ettiler biliyor musunuz? Sosyal-duygusal öğrenmeyi! Her şeyi eleştirel ırk teorisi diye yaftalayabilirler. Beğenmedikleri bir şey mi var? Hemen ‘eleştirel ırk teorisi’ derler. Feminist teori de olabilir, özel eğitim de, çift dilli eğitim de… Anlamı tamamen çarpıtılıyor.
İnsanların, aldatıldıklarını anlayamayacak kadar derinlemesine okumamaları ve böylece sürekli yanlış bilgilerle beslenmeleri çok yazık.

Eleştirel ırk teorisini eğitim politikası araştırmalarına uygulayan ilk akademisyenlerdensiniz. Kültürel açıdan duyarlı pedagoji çalışmalarınız, eleştirel ırk teorisi ilkelerinden esinlendi mi?

Hayır, kültürel açıdan duyarlı pedagojiye daha önce başlamıştım. Bu alandaki proje teklifimi 1988’de yazdım ve 1989’da Spencer Vakfı tarafından fonlandı. Eleştirel ırk teorisiyle 1991’de Wisconsin’e gittiğimde tanıştım ve 1995’e kadar bu konuda hiçbir şey yayınlamadım.
Buna rağmen, bazı yeni yasalar, okullarda kültürel açıdan duyarlı eğitime kısıtlamalar getirebilir. Buna ne diyorsunuz?
Eşitlik ve katılımı artırmaya yönelik her türlü çabaya topyekün saldırılıyor. Eşit muamele görmediğine inanmış birini ikna edebilecek hiçbir şey olduğunu sanmıyorum. Başka birine fırsat vermenin kendilerini küçülteceğini düşünüyorlar. İşte zihniyet bu. Eğer bunu bu çocuklara yaparsanız, o zaman benim çocuklarıma aynı fırsatı vermemiş olursunuz veya onları kendi ideolojinizle dolduruyor olursunuz. Bu düşünceler, aslında daha geniş bir toplumsal tartışmanın yansıması. Görünen o ki, artık konu ne olursa olsun, karşı tarafı tutmaya kararlı insanlar var.

Peki bu durum bu çalışmayı yürütmeye çalışan okullar için ne anlama geliyor?

Büyük ölçüde ayrıştırılmış okullarda – ki ne yazık ki siyahi çocukların yüzde 60’ı bu tür okullara gidiyor- sorun yaşanacağını düşünmüyorum. Çünkü bizim onlara ne öğrettiğimiz kimsenin umrunda değil. Biz [toplum olarak] gerçekten umursamıyoruz. Sınıflarında çok az zaman geçiriyoruz. Bu çocuklar için tek beklentimiz, sokaklarda başkalarına zarar vermemeleri. Bu çocuklara dair algımız bundan ibaret.
Asıl zorluk ise bu tür çalışmaların en çok gerektiği yer olan ayrıştırılmış beyaz okullarında ortaya çıkıyor. İster banliyölerdeki okullar olsun ister en zengin çocuklara hizmet veren okullar. Ne yazık ki, bu konuları ve sorunları konuşmaktan kaçınıyoruz. Sonra bu öğrenciler üniversiteye gittiklerinde, dünyanın dört bir yanından, farklı geçmişlere sahip insanlarla karşılaşıyorlar. Haliyle öfkeleniyorlar, “Bunları neden bana kimse anlatmadı?”, “Neden bütün bunlardan haberim olmadı?” diye düşünüyorlar.
Eleştirel Irk Teorisi tartışmasının nasıl çarpıtıldığının ve bazı kimselerin “ben bunu istemiyorum” dedikleri her şeyle özdeşleştirildiğinin en bariz örneği 1619 Projesi. Ne bu çalışmanın ne de yazarı Nikole Hannah-Jones’un bu teoriyle uzaktan yakından alakası yok. Bu bağlantı, tamamen birilerinin ‘işlerine gelmeyen her şeyi’ aynı kefeye koyma çabasından doğdu. Başlangıçta kimse böyle bir iddiada bulunmuyordu. Tartışmanın merkezinde yer alan bu çalışma ile, dönemin başkanı Donald Trump tarafından atanan bir komisyon tarafından hazırlanan ve tarih eğitiminde “milli değerlere” vurgu yapan 1776 Raporu’yla arasındaki karşıtlığı ele almak için Stanford’da bir konuşma yaptım. Nitekim o konuşmada da belirttiğim gibi hâla yeni yetmelere ABD Tarihi öğretiyor olsaydım her iki belgeyi de okumalarını mecburi tutardım. Ben kendi düşüncelerime ters düşen bir belgeyi okumakta hiçbir sakınca görmem. Ama bu iki belgenin birbirinden ayrıldığı temel noktaları ve neden birinin diğerine göre daha çok eleştiri aldığını da sorgulayabilmemiz lazım. Eleştirel bilinç böyle geliştirilir. Öğrencilerin sizin inandıklarınıza inanmasını sağlamak değil, kendi inançlarını savunabilecekleri bir noktaya gelmelerini sağlamak esas olmalıdır.

Kültürel açıdan duyarlı öğretim, muhtemelen ebeveynlerin ve toplumun okul sürecine katılımını sağlamada en etkili yollardan biri. ‘Ebeveynlerin söz hakkını elinden alıyorsunuz’ şeklindeki tartışmalara rağmen bu tür bir pedagojik yaklaşım ebeveynleri ve toplumun diğer üyelerini okullarda ve sınıflarda aktif rol almaya her daim teşvik etmiştir. Eğer insanlar kendilerini bu süreçten dışlanmış hissediyorlarsa, bunun sorumlusu bu yaklaşım değildir. Ben de bugüne kadar hep ebeveynlerin sınıfların bir parçası olmalarının, olan bilen her şeye onların da dahil olmalarının, sorular yöneltip katılım göstermelerinin ve paylaşımda bulunmalarının gerekliliğini savundum.

Bu makale, Madeline Will tarafından Gloria Ladson Billings ile gerçekleştirilen ve “What Should Culturally Relevant Teaching Look Like Today?” başlığıyla 20 Nisan 2022 Education Week’te yayınlanan röportajdan Sena Demirci, Boran Can Çelebi ve Mustafa Bozkaya tarafından uyarlanarak çevrilmiştir.

Paylaş:

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
You need to agree with the terms to proceed

Edebiyat Derslerini Sıkıcı Kimliğinden Kurtarmak Mümkün mü?
Neden Öğrenmek İçin Öğrenci Olmanın Ötesine Geçmeliyiz?