Naziler’in Auschwitz Kampı’nın adını duymayan neredeyse yoktur. Auschwitz, Naziler tarafından II. Dünya Savaşı ve Holokost döneminde kurulan en büyük toplama, zorunlu çalışma ve sistematik katliam kampıydı. Auschwitz’e gönderilen 1,3 milyon kişiden 1,1 milyonu öldürüldü. “Ölüm Meleği” adıyla anılan Josef Mengele, pek çok insanlık dışı deneylerini bu kampta gerçekleştirdi. Size şimdi bu kampta geçen bir gerçek yaşam öyküsünden bahsetmek istiyorum. Hatta bu yaşam öyküsü, Antonio G. Iturbe tarafından kaleme alınmış bir romanın iskeletini oluşturur. Kitabımızın adı Auschwitz Kütüphanecisi. Kahramanımız Dita Kraus, 14 yaşında Auschwitz kampına esir olarak alındı.
Bu kampta çocuklar ve ailelerin bir arada kalmasına izin verilen 31. blok vardı. Naziler dünya kamuoyunu kandırmak ve oyalamak için, bu bölümü kurmuşlardı. Kamplarla ilgili çıkmış olan olumsuz haberlerden dolayı, uluslararası örgütlerin olası ziyaretinde bu kampa getirilmesi planlanmıştı. Bu durum blok içinde mahkûmlara bir miktar hareket serbestliği sağlıyordu;
serbestlik derken yanlış anlaşılmamalı, sadece hayatta kalabilmekle sınırlı bir serbestlik. Bu da ancak güçlü ve dirayetli esirler için geçerliydi. Dita’nın da içinde bulunduğu mahkûmlar burada çocuklara gizli bir okul kurmuşlardı. Ayrıca Dita’nın başka büyük bir sorumluluğu daha vardı. Alman asıllı bir Yahudi olan blok sorumlusu ve kampın mahkûmları arasında kabul görmüş liderlerinden Fredy Hirsch, gizleyerek kampa soktuğu sekiz kitabın sorumluluğunu Dita’ya verdi. Bir başka deyişle, Dita artık Auschwitz’in kütüphanecisi oldu. Böylece nicelik olarak dünyanın en küçük kütüphanesi; ancak belki de nitelik olarak en büyük kütüphanesi faaliyete başladı.
Auschwitz Kütüphanesi ve Kitaplar
Peki hangi kitaplardı bunlar? Kitapların arasında yeşil renkli bir Rusça gramer kitabı; H. G. Wells’in Dünyanın Kısa Tarihi kitabı; Freud’un Psikanalitik Terapide Yeni Yollar kitabı; kapağı yırtık bir Rusça roman; sayfaları eksik ve kalan sayfaları rutubetten lekelenmiş bir Fransızca roman; Jaroslav Hašek’in Aslan Asker Şvayk romanı; bir geometri kitabı ve bir atlas vardı.
Kahramanımız Dita, kampta kitaplarla kurduğu bağ sayesinde geleceğe tutundu. Dita’nın bireysel dünyasında olduğu gibi, kitaplar toplumları da dönüştürebilir. Dita Kraus’un kitaplar sayesinde kazandığı bireysel direnci, benzer şekilde Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş yıllarında kitap ve kültür hamlesi, ulusal bir direncin ve medeniyet yolculuğunun simgesine dönüştü.
Auschwitz kütüphanesindeki kitaplardan birinin yazarıyla Türkçemizin buluşmasının Cumhuriyet tarihimizde ilginç bir hikâyesi vardır. Size şimdi bu yazarın Türkçemize çevrilmesinin hikâyesini anlatayım. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ü genellikle iyi bir asker ve iyi bir devlet adamı olarak tanırız. Ancak Atatürk’ün çok iyi bir entelektüel olduğunu genellikle göz ardı ederiz. Hâlbuki Atatürk yaşamının son on yılında siyasetten çok kültürle uğraştı. Yurttaşlık, sanat, özellikle de tarih ve dil konuları hep gündeminde oldu. Atatürk dil ve tarih çalışmaları için yurt dışına sürekli kitap siparişi verdi. Çankaya’da çok değerli bir kütüphane kurdu. Kütüphanesinde yer alan kitapların 3997 tanesini okuduğunu, altını çizdiğini ve kenarına notlar aldığını biliyoruz.
Auschwitz kütüphanesinin yazarlarından olan H.G. Wells’in, Cihan Tarihi’nin Umumi Hatları adlı kitabını, Türkiye’de ilk söz eden Mustafa Kemal Atatürk olmuştur. Atatürk bu kitabı Fransızca aslından okumuş ve çok etkilenmişti. Bu nedenle Nutuk’ta bile bu yazara yer vermiştir. Şöyle ki, “H.G Wells’in kitabı Gazi’nin o güne kadar okuduklarından çok farklıydı. Batı’yı birçok yönden eleştiriyor, emperyalizme geniş yer ayırıyordu. Ayrıca sosyalizm ve Darwinizm de ele alınıyordu… Bu nedenle Gazi, kitabın bir an önce Türkçeye çevrilmesini buyuracak ve elindeki nüsha bölümlere göre parçalanarak Fransızca bilen belli başlı müderris ve münevverlere dağıtılacaktı. Çevirmenler arasında kimler yoktu ki; Birinci Cilt: Avni Bey; Faik Sabri Bey, Muallim Ahmed Halid Bey. İkinci Cilt: Babanzade Hüseyin Şükrü Bey; Müderris Ahmed Refik Bey; Muallim Ahmed Cevad Bey; Galip Bahtiyar Bey. Üçüncü Cilt: Galip Bahtiyar Bey; Müderris Ali Reşad Bey; Avni Bey. Dördüncü Cilt: Müderris Ali Muzaffer Bey; Muallim Ahmed Cevad Bey; Mehmed Ali Tevfik Bey. Beşinci Cilt: Mehmed Ali Tevfik Bey.”[i] Kitabın ilk iki cildi 1927’de, diğer üç cildi 1928’de olmak üzere beş cilt olarak yayımlandı. Atatürk’ün kitaplara duyduğu bu özel ilgi, ulaşılmak istenen kültür düzeyinin bir göstergesiydi. Onun gayesi, kişisel merakı tüm ülkeyi kapsayan bir uygarlık hamlesine dönüşmesiydi.
Atatürk ve Kültür Hamlesi
Atatürk’ün Türk toplumunun ulaşmasını istediği nihai hedefin “Muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmak” olduğunu biliriz. Zaten Erken Dönem Cumhuriyet Dönemi için, Batı uygarlığına doğru atılan seri adımlar olarak adlandırmak hiç de yanlış olmaz. Uygarlığa giden yolun baş enstrümanının kitaplar olduğunu tarih bize göstermektedir. Antik Mısır’da bile Yukarı ve Aşağı krallıkları ve Mezopotamya’nın şehir devletleri, okuma ve yazmanın icadından sonra büyük imparatorluk haline gelmeleri tesadüf değildir, diye düşünmekteyim. Batı uygarlığı, kendi coğrafyasına matbaanın gelmesiyle birlikte, geniş kitlelerle paylaşılan bilginin ve yayılan bilim ile düşüncenin yarattığı kökten değişimle uygarlığı yakaladığı bilinmektedir.
Cumhuriyet, kültürün ve onun bir enstrümanı olan kitabın gücünü bilmekteydi; bu yüzden en kısa zamanda bir kültür devrimine girişti. Zaten Müteferrika’nın 1729 yılında yayımladığı Vankulu Lugatı’ndan 1928’e kadar geçen 199 yıllık süre içinde yayımlanan kitap sayısı 30.000 dolayındayken, 1928–1938 yılları arasında basılan kitap sayısının on yılda 16.063’e ulaşması, bu tarihler arasında bir kültür devriminin yaşandığının en net belirtisidir. Bu kültürel atılımın toplumda nasıl karşılık bulduğunu görmek için dönemin tanıklıklarına kulak vermek yeterlidir.
Kanaat Kütüphanesi ve Kitap Tutkusu
Cumhuriyetle birlikte Türk toplumu kültürel bir mücadeleye girişmiştir. 20. yüzyılın başlarında nasıl düşmana kafa tutmuşsa, sefaletin katran gecelerine nasıl katlanmışsa, Anadolu’nun bitmek bilmez salgın hastalıklarına karşı nasıl savaşmışsa, bu kültür mücadelesinin de en yılmaz neferi olmuştur. Halkın o dönemde kitaba olan ilgisini, Kanaat Kütüphanesi’nin sahibi İlyas Bayar 1938’de şu sözlerle anlatmıştır:
“45 yıldır kitap okuyorum, kitap yazıyorum, kitap alıyorum, kitap basıyorum, kitap satıyorum. Diyebilirim ki, yarın asra yarım basamaklık mesafesi kalan bu kadar zaman içinde okuma arzusunun, okuma hevesinin, okuma aşkının halkta bugünkü kadar şiddetlendiği bir devir daha görmedim.
Kütüphaneme gelenler içinde ceketiyle, saatiyle, şapkasıyla hatta- yemin ederim ki- ekmeğiyle kitap değiştirmek isteyenler var!
Daha birkaç gün evvel, sararmış benzinden, muhtaç olduğu gıdanın dörtte birini bile alamadığı anlaşılan delikanlı gelmişti. Bana, “Bayım” dedi, “ Mustafa Kemal” okumak istiyorum. Eğer sayfaları açılmış bir nüsha varsa, şuracıkta oturup okuyayım! Kitabı alabilecek vaziyette değilim. Fakat size yalnız okumak mukabilinde 10 kuruşumu verebilirim.
Bu sahneyi gördükten sonra inandım ki, bugün bir hayır sahibi çıkıp da bir ‘kitap hayratı’ kursa, bedava ekmek dağıtan bir fırın kadar müşteri bulur. Ve bugün ekmek dilenmekten utanacak kadar mağrur olanlar bile fikir ve bilgi dilenmekten çekinmiyorlar.
Nitekim biz, az evvel bahsettiğim Mustafa Kemal’i iki defa bastık. Bu 8.000 nüshadan elimize 80 tane ya arttı ya artmadı. Bundan da anlaşılıyor ki, bir okuyucu buhranı mevcut değildir.”[ii]
Kitap sektörü ülkemizde neredeyse her dönem bir ekonomik kriz içinde olmuştur. İlyas Bayar’ın kitaba olan ilgiyi anlattığı yıllarda da benzer sorunlar elbette vardı. Bakın, hatta kısa bir süre önce Nizamettin Nazif, Haber (Akşam Postası) gazetesinde şöyle yazmıştır:
“Bu memlekette müthiş bir kitap ihtikârı vardır. Bu ihtikâr:
1- Okuma ve okutma zevklerimizin selameti namına
2- Yeni yetişenlerin fikri istikbali namına…
Modern bir düşmanlıkla kökünden kazınmalıdır.”[iii]
Kitap sektörü ülkemizde özellikle II. Dünya Savaşı’ndan sonra büyük bir kriz yaşadı. Ancak sıkıntılar sonraki dönemlerde de devam etti; yayıncılık dünyası günümüze kadar birçok yeni sorunla mücadele etmek zorunda kaldı. Bugüne geldiğimizde ise sektör, çok büyük bir meydan okumayla karşı karşıyadır.
Kitap Sektörü ve Güncel Krizler
Yayıncılığın dünya çapındaki en büyük buluşmalarından biri olan Frankfurt Kitap Fuarı, 15–19 Ekim 2025 tarihleri arasında düzenlendi. On binlerce sektör çalışanını bir araya getiren bu fuarda ana konu, “Yapay zekâ edebiyatı paramparça eder mi”ydi.
Yapay zekânın sektöre olumsuz etkisi olduğunu düşündüren verilerse Avrupa Yayıncılar Federasyonu (FEP) tarafından sunulan Avrupa Kitap Pazarı istatistikleri oldu. FEP’in sunduğu istatistikler şöyle:
“16 yaş üstü Avrupalıların yüzde 47,2’si hiç kitap okumuyor. ‘Okuyorum’ diyenlerin büyük bölümü de yılda beş kitaptan az okuyor. Yaş kırılımları çarpıcı: En genç grup 16–29 yaş yüzde 60,1 ile önde; 30–54 yaş yüzde 53,5; 55–64 yaş yüzde 52,6; 65 üstüyse yüzde 47,2…” (Kaynak: Eurostat)[iv]
Bu istatistiği bize aktaran yazarımız Nazlı Berivan Ak’a göre, bu veriler “Fuar koridorlarında, telif masalarında yapılan sohbetlerin tonunu belirledi. Okurun dikkatini çekmek artık bir pazarlama detayı değil, bir varoluş meselesi belli ki.”
Sektör artık bir varoluş mücadelesi veriyor ve bu nedenle sesli kitap ve podcast gibi ürünlere yönelmek zorunda kaldı. Dünya yayıncılık sektörü bu sorunlarla boğuşurken, Türkiye’nin bundan etkilenmemesi mümkün değil; ancak ülkemizdeki dinamikler farklılık gösteriyor.
Ülkemizde hem Kültür ve Turizm Bakanlığı hem de belediyeler bu konu üzerine eğiliyor ve yeni kütüphaneler açıyor. Ancak bu durum sizi yanıltmasın, kütüphaneler son yıllarda daha çok ders çalışma mekânı hâline gelmiş durumda. Kitap okumak veya araştırma yapmak isteyenler ise genellikle ayakta kalmak veya beklemek zorunda.
Türkiye, sınavlara dayalı bir eğitim sistemine sahip bir ülke; bu sistemin okuma alışkanlığı üzerindeki etkilerini PISA sınavları çok net bir şekilde ortaya koyuyor:
“Öğrencilerin okuma becerilerine dayanan PISA sınavlarında Türkiye’nin puanı (466), birçok OECD ülkesinden daha düşüktür. OECD ortalaması olan 487’nin altındadır. Okuma alanında üst düzey performans, OECD ülkeleri ortalamasında %8,6 iken Türkiye’de %3,3’tür. 2022 verilerine göre okuma kategorisinde birinci olan Singapur’u takip eden ülkeler: İrlanda, Japonya, Güney Kore, Tayvan, Estonya, Makao, Kanada, ABD ve Yeni Zelanda.”[v]
Kitap Okuma Alışkanlıkları ve Toplumsal Durum
Kitap okumak konusunda zaten yapay zekâdan önce de iyi verilere sahip değildik. Türkiye’de her dört insandan biri kitap okuduğunu söylüyor. Kitap okuduklarını söyleyenlerin ne kadarı gerçekten okuyor ya da günde kaç dakika okuyor, bunu bilmek mümkün değil. Tabii ki ne okuduğumuz da önemlidir, diye düşünmekteyim.
Türkiye’de toplum günde ortalama 6 saat televizyon ve 4 saat internet için vakit ayırıyor. Buna karşın, kitap okumaya kişi başı yalnızca ortalama 6 dakika ayrılıyor. Bir başka deyişle, bizdeki kriz çok daha katmanlı ve derindir.
Avrupa’da kitap okuma oranları düşüşte olsa da, küresel ölçekte okuma oranları gerilemedi. Özellikle ekonomik olarak güçlenen Çin, Hindistan, Tayland ve İskandinav ülkelerinde kitap okuma oranları artıyor. Veriler gösteriyor ki, kitap okuma oranı artan toplumlar, ekonomik ve entelektüel gelişim açısından da ilerleme kaydediyor. Bir başka deyişle, kitap hâlâ bireyler ve toplumlar üzerinde dönüştürücü gücünü koruyor. Auschwitz’te Dita’nın küçük kütüphanesi ve Cumhuriyet’te Atatürk’ün kültür hamlesi, dijital çağda da bize yol göstermeye devam edecek.
[i] Atatürk’ün Okuduğu Kitaplar, Derleyen: Gürbüz D. Tüfekçi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2024, İstanbul, s: XX
[ii] Kütüphanelere, Kitabiyata ve Kitap koleksiyonerlerine Dair Yazılar, Derleyen: Rıfat N. Bali, Libra Kitap, 2018, 2. Baskı, s.90-91
[iii] a.g.e. , s. 85
[iv] Oksijen Gazetesi ( 31 Ekim- 6Kasım 2025), Sayı:251
[v] Siz Hala Kitap Okuyor musunuz? , Metin Celal, www. Edebiyathaber.net























6 Yorum. Yeni Yorum
Hadi Hocam, yazınızı keyifle okudum. Teşekkür ederim.
Çok teşekkür ederim Remzi Hocam.
Olcay hocam teşekkürler.
İlginizden dolayı, ben teşekkür ederim Adem Bey.
Tebrik ederim Olay bey. Etkileyici !
Teşekkürler, Neslihan Hocam…