Çeviri: Ümit Mert Altınay ve Kürşat Dağdeviren
Karanlık zamanlar, eleştirel becerimizi diğer zamanlardan daha fazla keşfetmemizi ve uygulamaya geçirmemizi gerektirir. Bu beceri, sahip olabileceğimizi bildiğimiz dünyayı onarmamıza ve inşa etmemize yardım edebilir. Henry Giroux, arkadaşı ve akıl hocası Paulo Freire’nin profilini çıkarıyor. Freire, bir amaç uğruna ve geleceğe bakarak birlikte yaşamanın bütünlüğü konusunda bizim öğretmenimizdir.
Brezilyalı radikal eğitimci Paulo Freire, 19 Eylül 2024’te 103 yaşına basmış olacaktı. Freire sadece bir akademisyen değildi; o bir devrimciydi ve ezilenlerin ateşli bir savunucusuydu. Ekonomik, eğitimsel ve sosyal adalet için yaşamı boyunca verdiği mücadele, dünyanın her yerindeki öğretmen, öğrenci ve kültür işçisi nesillerinde silinmez bir iz bırakmıştı. Ufuk açan eseri Ezilenlerin Pedagojisi, 1960’ların Brezilya’sının acımasız siyasi baskısı altında yazıldı, ancak mesajı bugün yükselen otoriterlik ve eleştirel düşünceye karşı savaş karşısında daha da yüksek sesle yankılanmakta. Freire eğitimin asla tarafsız olmadığını, daima politik bir eylem olduğunu biliyordu. Eğitim; ya özgürleştirmeye ya da evcilleştirmeye, ya güçlendirmeye ya da boyun eğdirmeye hizmet eder.
“Brezilya’da Bolsonaro, Paoulo’nun adını lekelemeye, mirasını itibarsızlaştırmaya ve kitaplarını sansürlemeye çalıştı…”
1921 yılında Brezilya’nın Recife kentinde doğan Freire, yoksulluk ve eşitsizliği ilk elden deneyimledi. Ki bu, ezilenlere yaşam boyu süren bağlılığını şekillendirdi. Kurtuluş teolojisinin sadık bir savunucusu olan Freire, eleştirel okuryazarlığa dayanan özgürleştirici bir pedagojiye öncülük etti – bu sadece dünyayı anlamak için değil, onu dönüştürmek için de bir araçtı. Brezilya’da 1964 yılında gerçekleşen askeri darbenin ardından Freire 70 gün hapsedildi, sonra yaklaşık yirmi yıl boyunca sürgün edildi. 1980’de Brezilya’ya dönmesi aktivizminin sonu olmadı; Freire 2 Mayıs 1997’deki ölümüne kadar dışlanmışların ve ezilenlerin sesi olmaya devam etti.
Paulo ve ben yakın arkadaştık, 1980’den itibaren on beş yıl boyunca birlikte çalıştık. Onun, eğitimin demokratikleştirilmesinin siyasi direnişin merkezinde yer aldığına dair sarsılmaz inancına ilk elden tanık oldum. Bugün, eğitim dünya çapında neoliberal ve otoriter rejimlerin saldırısı altındayken, Freire’nin fikirleri her zamankinden daha hayati bir önem taşıyor. Brezilya’da faşist başkan Jair Bolsonaro Paulo’nun adını lekelemeye, mirasını itibarsızlaştırmaya ve kitaplarını sansürlemeye çalıştığında bunu açıkça gördük. Bu, Freire’nin vizyonunun kalıcılı gücüne bir kanıttır.
11 Eylül’e Yeniden Bakmak
Bu tehlikeli zamanlarda, Freire’nin çalışmaları sadece konuyla direkt alakalı olmakla kalmaz aynı zamanda radikal bir direniş çağrısıdır. Faşizm küresel ölçekte yeniden baş gösterirken ve yurttaşlık kültürü, üretilmiş cehaletin ağırlığı altında parçalanırken, Freire’yi hatırlamak yetmez. Onun mirasını, direnmek ve isyan etmek için bir toplanma çağrısı olarak yeniden sahiplenmeliyiz. Freire eğitim ve siyasetin birbirinden ayrılamaz olduğunu anlamıştı; eleştirel pedagojiyi kullanarak öğretmenlik yapmak bir meydan okuma eylemidir, baskıya doğrudan bir meydan okumadır. Onun pedagojisi steril bir yöntem değil, yaşayan bir özgürlük projesi, baskıya karşı bir güçtür. Freire sadece bir entelektüel değildi, çalışmaları hem özgürleşmenin analizini hem de özgürleşmeye giden bir yolu sunan bir devrimciydi. İnsanların adalet için harekete geçmeleri konusunda bilgilendirilmeleri gerektiğini ve doğası gereği politik olan eğitimin bireyleri güçlendirdiğini anladı. Güçlendirmenin amacı; bireylerin düşünmeleri, hayatlarını yönetmeleri ve güç, faillik ve daha adil bir gelecek mücadelesine eleştirel yaklaşmalarıydı. Freire’nin mesajı açıktı: bilgilenmiş ve eleştirel bir şekilde bakabilen bir halk, tiranlığa karşı en büyük güçtür ve eğitim bu dönüştürücü gücün temeli olarak hizmet etmelidir.
Paulo, insanların adalet adına hareket edebilmeleri için bilgilenmeleri gerektiğinin fevkalade farkındaydı. Eğitimin en geniş anlamıyla son derece politik olduğunu gözlemledi çünkü öğrencilere öz-düşünüm, öz-yönetimli bir hayat ve eleştirel eylemliliğin belirli kavramları için gereken koşulları sunuyordu. Eğitim siyasetin merkezindeydi çünkü güç, faillik, kimlik, bağlamlar, teori ve gelecek vizyonu üzerine bir mücadeleydi. Paulo Freire, adalet arayışı için bilinçli yurttaşların şart olduğunu ileri sürmüştür. Ona göre eğitim doğası gereği politikti, çünkü özdüşünüm, özerklik ve eleştirel failliği teşvik etmekteydi. Güç, kimlik ve gelecek üzerine bir savaş alanı olarak eğitim, toplumsal mücadelelerin kalbinde yer almaktaydı. Freire’nin pedagojiye katkısı eşsizdir – Freire, eğitimin sadece öğretmek olarak veya tarafsız bilgi aktarımı olarak kabul edildiği bir eğitim anlayışını reddetmiştir. Bunun yerine pedagojiyi, öğrencileri eleştirel yurttaşlar haline getiren ve demokrasiyle bağlarını derinleştiren siyasi ve ahlaki bir uygulama olarak gördü. Freire’nin vizyonu radikaldi çünkü sadece bilgili bir halkın iktisat ve adalet adına hareket edebileceğini biliyordu.
Paulo eğitimin, yurttaşlık okuryazarlığının ve eleştirel pedagojinin değerinin ölçülebileceğini ve bu ölçümün eğitimin insanların yaşamlarını ne kadar iyileştirdiğine, onlara ne kadar umut duygusu verdiğine ve daha adil, baskı ve tahakkümden uzak bir geleceğe ne derece işaret ettiğine bakarak yapılacağını hararetle savundu. İnsanların tutumlarında, bilinçlerinde ve hayatlarını yaşama biçimlerinde bir değişim olmadığı sürece, toplumsal değişimin mümkün olmadığına inanıyordu. Paulo haklı olarak eleştirel bir eğitimin gençlere, ezilenlere ve ötekilere başlarını çevirmemeyi, umut ve olasılık dolu bir gelecek adına risk almayı öğretebileceğini savundu. Eğitimin gücüne olan radikal inancı sadece güçlü bir itikat değildi; toplumsal değişime bir bağlılıktı. Bu bağlılık kimlik, güç ve değerlerin siyasi ve eğitimsel mücadelelerden ayrılamaz olduğu fikrine dayanıyordu. Freire, teorinin değil, gerçek mücadelelerin daha önemli olduğunu anlamıştı. İnsanların gündelik yaşamlarında karşılaştıkları somut sorunlarla işe başlanması gerektiğini ve teorinin bu sorunlarla yüzleşmek ve onları çözmek için bir araç görevi gördüğünü savundu. Freire için teori, soyut bir çalışma değildir; yaşanmış deneyimden çekip çıkarılan bir özgürleşme silahıdır.
Bu kritik dönemeçte eğitim, faşizmin güçleri tarafından kuşatma altına alınmıştır. Sağcı politikacılar ve otoriter rejimler sadece dersliklere saldırmakla kalmıyor, eleştirel eğitime karşı topyekûn bir savaş yürütüyorlar. Kitapları yasaklamaya, tarihi silmeye ve farklı sesleri ezmeye çalışıyorlar. Bu güçler, Freire’nin yaptığı gibi, eğitimi kontrol edenin geleceği şekillendirme gücüne sahip olduğunu anlıyorlar. İşte bu nedenle eğitim mücadelesi, demokrasi ve sosyal adalet için verilen daha büyük mücadeleden ayrılamaz. Eğitim sadece bireysel ilerlemeye giden bir yol değildir – kolektif kurtuluşun temelidir.
Freire’nin pedagojisi otoriterliğe karşı bir toplanma çağrısıdır. İktidardakilerin eğitimi bir baskı silahına dönüştürme yollarını ortaya çıkarır. Bunun aksine, Freire eğitimin bir özgürlük pratiği olması gerektiğini öğretir. Eğitim, öğrencilerin ve eğitimcilerin eleştirel diyaloga girdiği, güç yapılarını sorguladığı ve istibdat zincirlerinin ötesinde bir dünyanın hayalini kurmaya cesaret bulduğu dinamik bir sahadır. Freire’nin çalışmaları bizi eğitimi pasif tüketim olarak görmeye değil, aktif ve devrimci bir süreç olarak görmeye mecbur bırakıyor. Bu süreç, hem metni hem de dünyayı eleştirel bir gözle okumayı ve baskı koşullarını yok etmek için kollektif eyleme geçmeyi içeriyor.
Dünya genelinde faşist politikaların yükselişi, mafya kapitalizminin son aşamasını tüm çirkinliğiyle gözler önüne serdi. Bu son aşama, ölümlere sebep olan mekanizmaları içermektedir. İnsanı hayrete düşüren sistemsel eşitsizlik, denetimsizlik, zulüm kültürü, Beyaz Hristiyan milliyetçiliği, sistemli ırkçılık, ve çevreye yönelik gittikçe daha tehlikeli hale gelen saldırı bu mekanizmaların dişlileridir. Ayrıca eleştirel eğitim kavramını alaya alan bir anti entelektüel kültürü de görünür kılmıştır. Ki eleştirel eğitim, bireyleri eleştirel düşünmeye, risk almaya, kalıpların dışında düşünmeye, derin diyaloglara girmeye, tarihten alınan dersi içselleştirmeye sevk eder, güç sahiplerinin nasıl sorumlu tutulacaklarını öğretir. Aynı zamanda, küresel kapitalizmin iddialarının da temeli çürümüştür. Bunun sebebi iktisadi başarısızlıklar, sosyal kademede üste doğru çıkma vaatlerinin altı boş oluşu, özellikle bitmeyen savaşların, şiddetli yoksulluğun, iktisadi elitlerin elinde biriken şok edici mülkün üzerimize saldığı dehşettir.
Karanlık Zamanlarda Eleştirel Pedagojinin Gerekliliği
Freire’nin eğitimi siyasetin merkezine almaya yönelik süregelen girişimlerini ciddiyetle ele almak için daha acil bir an hayal etmek güç. Freire için üzerine konuşulması gereken, eğitimin tüm insanlar için özgürleşme hedefini temel alan sosyal bir kavram olmasıydı. Bu, bizi kendimizin ötesine çağıran bir pedagojidir. Başkalarını önemseme, tahakküm yapılarını parçalama, tarihin, siyasetin ve iktidarın nesneleri olmaktan ziyade özneleri olma konusunda etik zorunluluklar devreye sokar.
Bu, eleştiri ve olasılık diliyle aşılanmış siyasi bir projeydi, aynı zamanda bilgili ve yurttaşlık okuryazarı olan vatandaşlar olmaksızın demokrasi olamayacağı fikrini ele almaktaydı. Böylesi bir dil, kamu mallarını savunmak için eğitimciler, gençler, sanatçılar ve diğer kültür işçileri arasında kolektif bir uluslararası direniş oluşturmanın koşullarını sağlamak için gereklidir. Böyle bir hareket, sağ popülist hareketlerin yükselişiyle sarsılan Amerika, Macaristan, Türkiye, Arjantin ve diğer bazı ülkelerin üstüne çöken zalim faşist kabuslara direnmek ve onların üstesinden gelmek için önemlidir. Sosyal izolasyon, aşırı bilgi akışı, aceleci bir kültür, tüketici bolluğu ve gösterişli hale getirilen şiddet çağında, sivil okuryazar, bilgili ve eleştirel katılım gösteren yurttaşlar olmadan bir demokrasinin var olamayacağı ve savunulamayacağı fikrini ciddiye almak hayati önem taşımaktadır.
Hem sembolik hem de kurumsal biçimleriyle eğitim, yeniden canlanan anti-demokratik kültürlerle, mitsel tarihi anlatılarla ve ortaya çıkmaya başlayan beyaz ırk üstünlüğü ve beyaz ırk milliyetçiliği ideojileriyle mücadelede merkezi bir rol oynamaktadır. Dahası, dünyanın dört bir yanındaki aşırı sağcılar geçmişin zehirli ırkçı ve aşırı milliyetçi imgelerini yayarken, eğitimi ve eleştirel pedagojiyi tarih bilinci ve ahlaki tanıklık merceğinden bakarak geri kazanmak elzemdir. Bu, bilhassa tarihsel ve toplumsal hafıza kaybının ulusal bir meşgale haline geldiği bir dönemde geçerlidir. Kamusal alanın erilleştirilmesi, cehaletten, korkudan, aykırı seslerin bastırılmasından ve nefretten beslenen faşist bir siyasetin giderek normalleşmesi de bu toplumsal hafıza kaybından geri kalır düzeyde değildir. Bir kültürel çalışma biçimi olarak eğitim, sınıfın çok ötesine uzanır ve çoğu zaman fark edilmeyen pedagojik etkisi de, faşist pedagojik oluşumların yükselişine ve faşist ilke ve fikirlerin rehabilitasyonuna meydan okumak ve direnmek için kritik önem arz etmektedir.
1970’lerden bu yana kültürel siyaset, yönetici elitlerin kültürel aygıtların kontrolünü giderek daha fazla ele geçirmesiyle zehirli bir hal aldı. Bu aygıtlar, yoksulların, göçmenlerin, mültecilerin, Müslümanların ve fazlalık olarak görülen, ölümcül dışlanmaya mahkum boşa harcanmış hayatlar olarak reddedilen diğerlerinin sonsuz aşağılayıcı ve küçük düşürücü imgelerini üreterek ve meşrulaştırarak etik sakinleştirme güçlerine hizmet eden pedagojik hayal kırıklığı makinelerine dönüştü. Ahlaki ve siyasi çöküş coğrafyaları, tüketim, özelleştirme, gözetim ve kuralsızlaştırmanın rüya dünyalarının düzenleyici standardı haline geldi. Giderek faşistleşen bu manzara içinde, kamusal alanların yerini toplumsal terk edilmişlik alanları almakta ve üretilmiş cehalet, zulüm ve sefalet kültürünün vücut bulmuş hali olan yürüyen ölülerin enerjileriyle beslenmektedir.
Küresel bir mafya olan kapitalizm altında, kamu yararının yok edilmesi, eşitsizlik, açgözlülük ve sınırların, duvarların ve kampların mülteci karşıtı dilinin zehirli bir birleşimiyle eşleşiyor. Eğitimcilerin dilin sadece bir korku, şiddet ve sindirme aracı olmadığını, aynı zamanda eleştiri, medeni cesaret, direniş ve angaje ve bilinçli eylemlilik için bir araç olduğunu hatırlamaları çok önemli. Demokrasi dilinin yağmalandığı, vaatlerinin ve umutlarının elinden alındığı bir zamanda yaşıyoruz.
Paulo, eğitimi siyasetin örgütleyici bir ilkesi haline getirmek gerektiği ve bunun da kısmen yanlışları, baskı sistemlerini ve yozlaşmış iktidar ilişkilerini açığa çıkarıp çözen ve alternatif bir geleceğin mümkün olduğunu açıkça ortaya koyan bir dil, eleştirel okuryazarlık biçimi ve pedagoji ile yapılabileceği konusunda ısrar etmekte haklıydı. Tabii eğer sağ popülizm ve otoriterlik yenilmek isteniyorsa. Dil, hakikat arayışında ve yanlışların ve adaletsizliklerin kınanmasında güçlü bir araç. Dahası, dil aracılığıyla faşizmin tarihi hatırlanabilir ve soykırım belasını yaratan koşullardan çıkarılan dersler, faşizmin yalnızca geçmişte kalmadığının ve en güçlü demokrasilerde bile izlerinin her zaman uykuda olduğunun kabul edilmesini sağlayabilir. Paulo, Primo Levi’nin “Her çağın kendi faşizmi vardır ve güç yoğunlaşmasının yurttaşların kendi özgür iradelerini ifade etme ve eyleme geçirme imkan ve araçlarını reddettiği her yerde uyarı işaretlerini görürüz” şeklindeki uyarısının son derece farkındaydı.
Faşizmin yükselişte olduğu bir çağda, eğitimi aydınlanma, bilgiye dayalı muhakeme ve eleştirel bilinçle temellendirerek ilişkilendirmek yeterli değildir; eğitim aynı zamanda toplu direnişin gücü ve potansiyeliyle de uyumlu hale getirilmelidir.
Şimdi idrak ediyoruz ki; James Baldwin, No Name in the Street adlı eserinde “Güçle birleşen cehalet, adaletin sahip olabileceği en vahşi düşmandır” şeklindeki sert uyarıyı yapmakta haklıydı. Günümüzde düşünmek neredeyse aptallıkla eşdeğer, dahası; düşüncesizlik bir erdem olarak kabul ediliyor. Eleştirel düşünceyi artık yalnızca kültürlerin mazi sayfalarında görebiliyoruz. Cehalet, düşünceyi tehlikeli olarak etiketlediğinde ve hakikate, bilimsel kanıtlara ve rasyonel muhakemeye karşı küçümseme eğilimine geçtiğinde bilhassa tehlikeli hale gelir. Ancak buradaki tehlike, ortak akıl (sağduyu) olarak göklere çıkarılan zehirli bir bilgisizlik normu üretmekten, sahte haberlerin normalleştirilmesinden ve siyasi ufukların daralmasından çok daha fazlasıdır. Ayrıca siyasi ve pedagojik/eğitimsel ufukların kapanması, açıktan söylenen zalimce ifadeler ve “geniş çapta onay alan bir acımasızlık” da söz konusu.3
Bu koşullarda, karşılıklı derinlemesine muhakeme, empati, kolektif direniş ve içinde duyguların anlaşılıp paylaşıldığı hayal gücü topyekûn bir saldırı altındadır. Toni Morrison’ın da belirttiği üzere, dilin sansürlendiği, bir tür narkotik narsisizme indirgendiği ve yeni veya eleştirel fikirlere tahammül edilemeyen bir zaman diliminde yaşıyoruz. Dil, esasında söylem, bir tahakküm aracı olarak, dönüştürücü potansiyelinden soyutlanmış ölü bir haldedir. Eleştirel düşünceyi beslemek şöyle dursun, tarihi siler süpürür, tehdit ve boyun eğdirmeyi teşvik eder ve bir şiddet aracı olarak kullanılır. Bu noktada, Filistin’in özgürlüğünü destekleyen söylemlerin antisemitik olduğu iddiasıyla nasıl sansürlendiğini, görmezden gelindiğini ve içinin boşaltıldığını düşünün.
Örgün Eğitimin Başarısızlığı: Eleştirel Eğitimcilerin Duruşu
Politikanın hayal gücünü sakat bırakan çarkları arasında boğulmuş mevcut kriz hali göz önüne alındığında, sermayenin güçlü ve çeşitli hegemonya biçimleri uygulamak için benzeri görülmemiş bir kaynak birikmesinden (finansal, kültürel, politik, ekonomik, bilimsel, askeri ve teknolojik) güç aldığı bir dünyanın karşı karşıya olduğu değişen bağlamları ve sorunları ele almak için, eğitimcilerin yeni bir politik ve pedagojik dile ihtiyaçları vardır. Eğitimciler ve diğer kesimler, küresel kapitalizmin, politikanın geleneksel faaliyet alanını ulusötesi güç ediniminden soyutlama konusundaki gittikçe artan yeteneğine karşı koymak istiyorlarsa (yani ulus ötesi güç edinme yeteneğinin politikanın elinden çıkıp sermayenin eline geçmesi durumuna karşı koymak istiyorlarsa), piyasa serbestiyeti ile temel insan haklarını (medeni özgürlükleri), piyasa ekonomisi ile piyasa toplumu arasındaki ayrımın ortadan kalmasını reddeden eğitim yaklaşımları geliştirmeye hayati önem atfetmeleri gerekmektedir. Direniş, kapitalizmi reforme etmekle değil, ortadan kaldırmakla başlar. Bu durumda, eleştirel pedagoji, yurttaş okuryazarlığı, yurttaş kültürü ve müşterek vatandaşlık kavramlarını canlandırma mücadelesinde politik ve ahlaki bir vasıta haline gelir. Politika, öğrencilere ve diğer insanlara eleştirel düşünme yeteneği kazandıracak ve demokrasi uğruna toplumsal değişim için mücadele etmeye istekli, erdemli ve katılımcı vatandaşlar olarak kendilerini gerçekleştirmelerini sağlayacak eğitim koşullarını sağlayamazsa özgürleştirici özelliğini kaybeder.
Radikal politika, bilinci/şuuru canlandırabilen, ortak aklı sorgulayabilen ve insanların hayatlarını şekillendiren koşulları yeniden düşünmelerini sağlayacak farkındalık düzeyine ulaşmalarını temin edecek bir analiz/irdeleme ortamını yaratabilen bir eğitim olmadan düşünülemez.
Freire, net bir şekilde, bir kural olarak eğitimcilerin öğrencileri için eleştirel düşünmeyi ve umut duygusunu besleyecek koşulları yaratmaktan daha fazlasını yapmaları gerektiğini savunmuştur. Ayrıca, daha geniş sosyal bağlamlarda yurttaşlık eğitimcileri rolünü üstlenmeli ve yeni medya teknolojilerinden yararlanarak fikirlerini diğer eğitimcilerle ve daha geniş kitlelerle paylaşmaya istekli olmalıdırlar.
Çeşitli toplumsal kesimlerle iletişim kurmak için, radyo, internet ve alternatif medyanın sunduğu; yazılar kaleme alma, konferanslar ve röportajlar gibi fırsatların kullanılması ve ayrıca okullarda gençlere ve yetişkinlere eğitim verilmesi gerekir. Akademisyen kimliklerini kullanarak popülerlik devşiren öğretim görevlileri, daha geniş kitlelere açık, erişilebilir ve titiz bir dille konuşabilirler. Daha da önemlisi, eğitimciler hem yurttaş-eğitmenler olarak rollerinin ehemmiyetini hem de bir demokraside eğitimin önemini vurgulamak için örgütlendikçe, sendikalarla çalışmanın ötesine geçen ve hata onları da kapsayan toplumsal hareketler geliştirmek için yeni ittifaklar ve bağlantılar kurabilirler.
İçinde bulunduğumuz tarihi anlarda, eleştirel pedagojiyi, iktidar meselelerinden, yüklenmiş anlamlardan ve geleceğin tayin edilmesinden ayrı tutulamayacak politik ve ahlaki bir uygulama olarak benimsemek çok daha önemlidir. Eğitim, modern dünyada önemli bir güç merkezi olarak işlev görür. Eğer eğitmenler eğitimin güvenliği konusunda gerçekten endişeleniyorlarsa, Paulo’nun önerdiği gibi pedagojinin yerel ve küresel düzeyde nasıl işlediğini ciddiye almaları gerekecektir. Eleştirel pedagoji, gücün, bilginin ve değerlerin geleneksel söylemler ve kültürel alanlar içinde ve dışında nasıl kullanıldığını, kabullenildiğini ve direnildiğini anlama ve sorgulama konusunda önemli bir rol oynamaktadır. Daha küçük ölçekte, eleştirel pedagoji, bilginin, öğrenmenin, akademik emeğin, toplumsal ilişkilerin ve demokrasininkendisinin üretimine kısıtlamalar getiren kurumsal koşulları anlamak için önemli bir teorik araç haline gelir. Eleştirel pedagoji ayrıca, yerel ve ulusal sınırları aşarken toplumsal hiyerarşilerin, kimliklerin ve ideolojilerin inşasına katılmak ve meydan okumak için bir söylem sağlar. Ayrıca, eser üretme ve eleştiri formu olarak pedagoji, öğrencilere anlayışı bağlılığa, toplumsal dönüşümü ise mümkün olan en büyük adalet arayışına bağlama fırsatı veren bir olasılık söylemi sunar.
Yapısal ve İdeolojik Olarak Scholasticide (Eğitimin Sistrmatik Olarak Yok Edilmesi)
Bu kavram şunu ifade etmektedir: Eğitmenlerin, sanatçıların, gazetecilerin, yazarların ve diğer kültür emekçilerinin karşılaştığı en çetin zorluklardan biri, gençlerin yaratıcı kapasitelerini artıracak eleştirel aktörler haline gelebilmeleri için gerekli koşulları sağlayacak şekilde hem söylemin hem de dünyanın eleştirel bir okumasını mümkün kılan bir dil, söylem ve pedagojik uygulamalar geliştirme görevidir. Bu sorumluluğu üstlenen eğitimciler ve diğer aydınlar, öğrencilere umutsuzluk ve kuşkuculuğukader olmaktan çıkarıp umudu yaşanabilir kılmak için mücadele etmelerini sağlayacak bilgiyi, değerleri ve yurttaşlık cesaretini edinme fırsatı verecek koşulları yaratmaya çalışmalıdırlar. Bu bağlamda umut, radikal demokratik bir toplum mücadelesinin karşı karşıya olduğu kısıtlamalardan bihaber olan bir idealizm fantezisinden uzak, eğitici bir nitelik taşımaktadır. Eğitimle desteklenen umut, ne okulları ve daha geniş toplumsal düzeni şekillendiren zor koşulları göz ardı etme çağrısıdır; ne de belirli bağlamlardan ve mücadelelerden uzak bir plandır. Aksine, bugünün kabuslarını tekrarlamayan, geleceği bugüne hapsetmeyen bir gelecek hayal etmenin ön koşuludur.
Freire’nin belirttiği üzere, eğitimle desteklenen umut en doğru ifadeyle eğitimcilerin emeğini onurlandıran, demokratik sosyal değişimle bağlantılı eleştirel bilgi sunan, ortak sorumlulukları onaylayan ve öğretmen ve öğrencileri müphemlik ve belirsizliği eğitimin temel boyutları olarak kabul etmeye teşvik eden aktif bir sosyal umut biçimidir. Böyle bir umut, verili olanın ötesini düşünme imkânı sunar. Umut olmadan, özellikle en güç zamanlarda, direniş, muhalefet ve mücadele imkansızdır. Eylem içindeolma mücadelenin koşuludur ve aynı zamanda umut, eyleme geçmenin koşuludur. Umut, mümkün olanın alanını genişletir ve içinde bulunulan anın yetersizliklerini tanımanın ve adlandırmanın bir yolu haline gelir.
Freire’ye göre politika ve pedagojinin birleşmesi bir özlemdir ve bu özlem toplumsal, ekonomik eşitlik, toplumsal sözleşme ve demokratik değerler ile toplumsal ilişkiler gibi değerleri teyit eden bireysel ve kolektif kimlik biçimleri uğruna verilen mücadelenin beslediği kolektif bir bilinç ve hayal gücüne dayanır. Demokrasi, pedagojiyi özgürlük pratiğine, öğrenmeyi etiğe ve kimliği sosyal sorumluluk ve kamu yararının zorunluluklarına bağlayarak yolalan bir eğitim hakkında düşünme biçimi olmalıdır.4 Paulo için eğitim sadece demokrasiyi savunmak için bir araç değildi, aynı zamanda onu mümkün kıldı. Gerçek şu ki umut olmadan eylemlilik olmaz ve kolektif hareket olmadan direniş umudu olmaz. Faşizmin yükselişte olduğu bir çağda, eğitimi aydınlanma, bilgiye dayalı muhakeme ve eleştirel bilinçle temellendirerek ilişkilendirmek yeterli değildir; eğitim aynı zamanda toplu direnişin gücü ve potansiyeliyle de uyumlu hale getirilmelidir. Tehlikeli dönemlerden geçiyoruz. Bu yüzden, halihazırdaki faşist despot rejimlere direnilebileceğine, alternatif geleceklerin mümkün olduğuna ve bu inançlar doğrultusunda kolektif direnişle hareket etmenin radikal bir değişim getireceğine inanan daha fazla birey, kurum ve toplumsal hareketin bir araya gelmesine acil ihtiyaç vardır.
Demokrasinin çetin bir saldırı altında olduğu bir zamanda, Paulo Freire’nin çalışmasının önem arz etmesi bir yana, bu çalışma aynı zamanda hayatta kalmak için devrimci bir zorunluluktur. Eğitimi, radikal bir direniş eylemi, eleştirel bilinci, kolektif gücü, sarsılmaz yurttaş cesaretini ve kolektif değişimi besleyen bir alan olarak geri kazanmalıyız. Eğitimi bir tahakküm silahına dönüştürmeye çalışan otoriter güçlerle yüzleşmeli ve onları ortadan kaldırmalıyız; bunun için, Freire’nin eğitimi, ezilenlerin dünyalarını yeniden şekillendirmelerini ve adalet, radikal eşitlik ve gerçek demokrasi üzerine kurulu bir gelecek inşa etmelerini sağlayan özgürleştirici bir güç olarak gören vizyonunu benimsemeliyiz. Ancak, reformdan çok yapısal bir değişim çağrısı yapmalıyız. Bu çağrı, yalnızca kapitalizmin dehşetini azaltmak için değil, kapitalizm ve demokrasinin eşanlamlı olmadığını kabul ederek onun yerine demokratik sosyalizmin bir biçimini getirmeye yönelik bir çağrı olmalıdır.
Yükselen faşizm karşısında, Freire’nin pedagojisi, eğitimi özünde olduğu gibi, bir özgürlük mücadelesi olarak görmemizi salık veriyor. Freire bize, eğitimin ya bir kurtuluş aracı ya da bir tiranlık aracı olduğunu gösterdi. Eğitim, her şeyden önce, bir özgürlük pratiği ve kolektif bir özgürleşme projesi olmalıdır. Bu vizyon kıtlığı çağında, Freire, eğitimin, eleştirel pedagojinin ve yurttaşlık okuryazarlığının, konuşulamaz ve düşünülemez olana direnme yükümlülüğü ile yakından ilişkili olması gerektiğini ileri sürerek devrimci bir yol ortaya koydu.
Sağın Tarihi Aklama Çabası Faşizmin Habercisi mi?
Freire, eğitimcileri ve kültür emekçilerini, bizi karanlık bir geçmişe, yani korku, terör ve boyun eğme ile betimlenen bir geçmişe geri sürükleyecek güçlerle yüzleşmek için gereken güçlü bir inanç, gözüpeklik veateşli bir cesaretle hareket etmeye tesşvik etti. Bize yalnızca tarihten ders çıkarmayı değil, onu dönüştürmeyi, baskıya meydan okumayı ve kendimizi adalet, kurtuluş ve radikal sevinç mücadelesine tüm benliğimizle adamayı öğretti. Şimdi, her zamankinden daha fazla, eleştirel eğitimin savunucuları ve destekleyicileri olarak eğitime önem veren bizler için Freire’nin uyandırdığı ruhu realize etmenin tam zamanıdır. Onun içimizde ateşlediği inanç, yüreklilik ve cesaretle yükselmeliyiz- bizi korku ve itaat mazisine zincirlemeye çalışanlarla yüzleşmeli ve adalet, eşitlik ve kolektif özgürleşmeye dayanan bir geleceği korkusuzca inşa etmeliyiz.
Freire’nin mirası sadece bir hatıra değil; bireysel ve kolektif direniş çağrısının kalbinde pırıl pırıl yanan devrimci bir alevdir. Otoriterliğin yükseldiği bu çağda, eğitim anlayışımızı geleneksel sınırların ve çocuksu ampirizm ve aleni baskı kavramlarının ötesine taşımalıyız. Eğitimi her alanda bir meydan okuma eylemi, bir kurtuluş aracı, özgürleştirici bir güç olarak görmeliyiz. Gerçekten demokratik sosyalist bir toplum inşa etmek istiyorsak, kültür tüm çeşitliliğiyle eleştirel sorgulama ve direnişin bir alanı haline gelmeli; bu mozaikte vatandaşlar baskıya karşı mücadele etme ve adalet, eşitlik ve özgürlük üzerine kurulu bir dünyayı yeniden hayal etme gücüne sahip olmalıdır. Freire’nin yaktığı ve öğrenmenin bizzat kendisinin bir devrim eylemi haline geldiği bir gelecek için mücadeleyi besleyen ateşi canlı tutmak bizim elimizde.
1. Cindy Patton, “Refiguring Social Space,” in Linda Nicholson and Steven Seidman, eds. Social Postmodernism: Beyond Identity Politics (New York: Cambridge University Press, 1995), p. 227.
2. Örneğin bkz. Jane Mayer, “The Making of the Fox News White House,” The New Yorker (March 4, 2019). İnternet.
3. Pankaj Mishra, “A Gandhian Stand Against the Culture of Cruelty,” The New York Review of Books, [May 22, 2018]. İnternet.
4. I take this up in Henry A. Giroux, Pedagogy of Resistance (London: Bloomsbury Books, 2022).
HENRY A. GIROUX halihazırda McMaster Üniversitesi İngiliz Dili ve Kültür Çalışmaları Bölümü’nde Kamu Yararına İlim Kürsüsü Başkanı ve Eleştirel Pedagoji alanında Paulo Freire Seçkin Bilim İnsanı’dır. En son kitapları arasında şunlar yer almaktadır: The Terror of the Unforeseen (2019), On Critical Pedagogy, 2nd edition (2020); Race, Politics, and Pandemic Pedagogy: Education in a Time of Crisis (2021); Pedagogy of Resistance: Against Manufactured Ignorance (2022) ve Insurrections: Education in the Age of Counter- Revolutionary Politics (2023), ve Anthony DiMaggio ile birlikte yazdığı, Fascism on Trial: Education and the Possibility of Democracy (2025). Kendisi, Hamilton, Ontario’da yaşamaktadır
Bu makale https://wildculture.com adlı web sitesinde yer alan Paulo Freire and the Enemies of justice başlıklı makalenin çevirisidir.























