Emily Tate Sullivan: Cep Telefonu Kuralı Ne Kadar Katıysa, Öğretmen O Kadar Mutlu

Kategori : Eğitim Dünyası

Çeviri: Zeynep Türksoy İlhan

Araştırmalar gösteriyor ki öğrencinin iradesi değil, net kurallar fark yaratıyor.

Okullarda cep telefonu kullanımına kısıtlama getirildiğinde ne oluyor?

Son yıllarda büyük ölçekli bir değişim yaşanıyor: Giderek daha fazla okul — hatta ABD’de bazı eyaletler — teknolojinin öğrencilerin dikkatini ve öğrenme süreçlerini olumsuz etkilediğine dair artan kaygılar nedeniyle cep telefonu kullanım politikalarını sıkılaştırıyor. Şimdi ise, 20 binden fazla devlet okulu öğretmeninin katıldığı ulusal bir anketin ilk bulguları, bu kısıtlamaların sınıf içi yaşantıya nasıl yansıdığına dair önemli ipuçları sunuyor.

Sonuçlar açık: Cep telefonu kuralları ne kadar sıkıysa, öğretmenler o kadar memnun; öğrenciler de o kadar derse odaklanmış durumda.

Araştırma ekibinde yer alan Pennsylvania Üniversitesi’nden gelişim psikoloğu Prof. Angela Duckworth bu durumu şöyle özetliyor:

“Bir ölçek gibi düşünün. Telefon ne kadar uzaktaysa, politika ne kadar kısıtlayıcıysa, sonuçlar o kadar iyi.”

Anket bulgularına göre yalnızca öğrencilerin telefonlarını ne zaman kullandıkları değil, -örneğin teneffüslerde ya da öğle arasında mı, yoksa gün boyunca hiç mi –  nerede tuttukları da fark yaratıyor. Telefonların evde bırakıldığı uygulamalar çok nadir ama en etkili olanı. Telefonların kilitli poşetlerde, koridor dolaplarında ya da okul personeline teslim edilmesi de olumlu sonuç veriyor.

Peki, en işe yaramayan yöntem ne?

Öğrencilerin telefonlarını yanlarında tutmalarına izin vermek.

Yine de en yaygın uygulama bu. Ankete katılan öğretmenlerin yarısı, öğrencilerin telefonlarını üzerlerinde taşıyabildiklerini — sadece görünmeyecek şekilde — belirtiyor. Bu yaklaşım “gösterme ama yanında olsun” kuralı olarak biliniyor.

Duckworth bu uygulamanın neden işe yaramadığını anlatmak için şöyle örneklendiriyor:

“Eğer öğrencilere günde üç öğün yemek serbest, ama aralarda atıştırmak yasak desem bu net bir kural olurdu. Fakat sonra cebinizde atıştırmalık taşıyabilirsiniz dersem, kuralın anlamı kalmaz. Aynı şey telefonlar için de geçerli.”

Duckworth’e göre, öğrencilerden telefonlarını üzerlerinde taşırken kurala uymalarını beklemek “psikolojik olarak mantıksız.”

Geçtiğimiz günlerde Duckworth, araştırmada “ideal dengeyi” yakalayan nadir okullardan birini ziyaret etti — New Jersey’deki bir ortaokul. Araştırmaya katılan öğretmenlerin yalnızca yüzde 1’i bu kategorideki okullarda görev yaptıklarını söylüyor.

New Jersey’deki bu okulda, her sabah yapılan duyuruda öğrencilere gün boyu telefonlarını dolaplarında bırakmaları hatırlatılıyor. Duckworth, okul müdürünün, telefonlar sürekli ellerinin altında olursa öğrencilerin bu kurala kolayca uyamayacağının farkında olduğunu söylüyor.

“Bir öğrenciden sabah zilden akşam zil çalana kadar kendini tutmasını bekleyemezsiniz,” diyor Duckworth. “Bu, irade gücüyle çözülecek bir mesele değil.”

Bu araştırma, partiler üstü bir girişim olan Phones in Focus (Odakta Telefonlar) projesinin bir parçası. Araştırmacılar, 2025–26 eğitim yılı sonuna kadar 100 bin yanıt toplamayı hedefliyor ve bu nedenle anket bir süre daha açık kalacak. Ekonomistlerle birlikte projeyi yürüten Duckworth, ülke genelindeki her okuldan personelin ankete katılmasını istiyor — böylece neredeyse bir “eğitim sayımı” yapılmış olacak.

“Cep telefonu politikalarının arkasında mutlaka bilimsel kanıt olmalı,” diyor Duckworth. “Bu konuda süren hararetli tartışmalarda öğretmenlerin sesi eksikti. Biz o sesi duyurmak istiyoruz.”

Son yıllarda, ABD’de, okulların, bölgelerin ve eyaletlerin cep telefonu kullanımına dair politikalar belirleme konusunda büyük bir artış yaşandı. Çocuk ve Dijital Medya Gelişimi Enstitüsü verilerine göre bugün 34 eyalet ve Washington D.C., okullarda cep telefonlarını tamamen yasaklamış ya da kullanımını belirli ölçüde kısıtlamış durumda.

Enstitünün yönetici direktörü Kris Perry, öğretmenlerin bu politikalardan memnun olmasına şaşırmadığını söylüyor. Perry’ye göre, en az on yıldır yapılan araştırmalar akıllı telefonların dikkati çekmek ve o dikkati tutmak üzere tasarlandığını gösteriyor; dolayısıyla bu dikkat dağıtıcı cihazın yokluğu, öğretmenler için daha keyifli bir sınıf ortamı yaratıyor.

Perry, araştırmanın ilk sonuçlarını “umut verici” buluyor ve bundan sonrasına dair şu temennide bulunuyor:

“Öğretmenlerin deneyimleri iyi bir işaret. Ama asıl önemli olan, bunun öğrencilerin deneyimini ve başarısını da iyileştirip iyileştirmediği. Nihayetinde hedefimiz bu.”

Bu yazı https://www. edsurge.com/news/2025-10-09-the-stricter-the-cellphone-policy-the-happier-the-teacher-research-finds adresinde yer alan “The Stricter the Cellphone Policy, the Happier the Teacher, Research Finds” başlıklı makaleden özetlenerek çevrilmiştir.

Paylaş:
Etiketler : Angela Duckworth, cep telefonu, cep telefonu politikası, dersler dergisi, Dijital detoks, dikkat ve öğrenme, eğitim araştırmaları, eğitim politikası, eğitimde teknoloji, Emily Tate Sullivan, Kris Perry, okulda cep telefonu kullanımı, sınıfta odaklanma, telefon kısıtlaması, Zeynep Türksoy İlhan

1 Yorum. Yeni Yorum

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
You need to agree with the terms to proceed

Özgür Hüseyin Akış: Çocuk İşçiliğinin Temelindeki Sınıfsal Gerçek: Bedeli Kim Ödüyor?
Çocuk Emeği Sömürüsü: MESEM