Eğitim Tarihimizde Bir Renk: Sabahattin Eyüboğlu

Kategori : Eğitim Tarihinden

Bazen düşünürüm de, sadece renklerle anlatılabilir yaşadığımız dünya. Öykücümüz Sait Faik Abasıyanık, bunu birçok öyküsünde yapmış:
“Küçük, kaplamaları simsiyah kesilmiş bir ahşap evde oturduğunu sanıyorum. Evden deniz görünmüyor… Kırkını aşmış, şişmanca, yeşil gözlü bir kadın olan anasını kırmızı elma yüzüyle, küf yeşili gözleriyle görür, ben de severim…
Küçük kız kardeşi büyük zehir yeşili gözlerini açmış, sahana değil, sofranın arkasındaki Meryem Ana kandilinin yandığı kapısı çıkarılmış dolaba bakıyor…”
Ne güzel renklerle anlatmış dünyamızı…
Küf yeşili, zehir yeşili, yaprak yeşili… Hiç düşündünüz mü, kaç çeşit yeşil var Türkçemizde? Türkçede renkler sadece sarı, kırmızı, mavi, yeşil… değildir; aynı zamanda gülkurusu, camgöbeği, limonküfü, gece mavisi, yavruağzı, su yeşili, narçiçeği, tavşankanı, vişneçürüğü, Çingene pembesi, ateş kırmızısı, boncuk mavisi, çivit mavisi, limon sa¬rısı, safra yeşili, süt kırı ve daha niceleridir. Bakın sadece renkleri anlatmak için bunca sözcük türetmiş bir dili, şu eski Türkçe meraklıları, anlatım gücü açısından yetersiz buluyorlar, değil mi? Hâlbuki ne kadar güçlü bir dil…
Biz renklerimize de anlam yüklemişiz. Kırmızıya öfke, yeşile umut, karaya kasvet yüklemişiz.
Her renk bizde başka bir tat ve derinlik bırakmış. Bakın başka bir aydınımız da “Mavi ve Kara” ya nasıl bir anlam yüklemiş:
“ Karanlığı asıl yenen mavidir, güneş değil! Güneş çekilip gittikten sonra bile mavi, sabahlara kadar can çekişir karanlıkla. En güzel gecelerin bile rengi mavidir. Laf bütün bunlar, bundan sonra söyleyeceklerim de laf; ama derdimi anlatamazsam bir mavi olsun kalsın aklınızda, sanatın da kendisi mavi. Şu son yıllarda kara maviyi, yani para sanatı bulandırıyor gibi geliyor bana…”
Aydınımız için renklerden kara, parayı çağrıştırırken, mavi ise sanatı çağrıştırmış. Peki, kim bu aydınımız?
Sabahattin Eyüboğlu

Sabahattin Eyüboğlu Kimdir?

Eyüboğlu, bir sanat tarihçisidir. O yüzdendir ki sanatın maviliğini en iyi şekilde duyumsamıştır. Mavi ve kara, Halikarnas’tan çalınıp Londra Müzesi’ne götürülen heykeller için İngiliz yetkililerine yazdığı mektupta da karşımıza çıkar; mavi yine sanattır, Akdeniz’dir, lakin bu kez kara, İngiltere’nin sisli, puslu havası ve bu heykelleri oraya götüren zihniyettir:
“ Onlar Londra’nın sisli puslu, kapalı göğü için değil, Akdeniz’in pırıl pırıl maviliği için yapılmışlardır. İnsanlık adına getirin onları yakıştıkları yere koyalım da, hep birlikte güzelliklerini seyredelim.”
Eyüboğlu aynı zamanda iyi bir denemecidir. Deneme kitaplarından birinin adı da “Mavi ve Kara” dır.
1940 yılında Hasan Âli Yücel, Kültür Bakanı iken bir tercüme seferberliğine başlayacaktır. Türk Devrimi aydınlanmaya büyük bir pencere açacaktır. Türk Rönesansını inşa etme amacıyla Tercüme Bürosunu kuracaktır. Eyüboğlu da bu kurumun önemli bir çevirmeni olacaktır. Öyle ki, Yücel’in özellikle bu kurum için göreve çağırdığı bir isimdir. Eyüboğlu, Talim Terbiye Kurulu üyesi olacaktır. 1939 yılında gerçekleşen 1. Türk Neşriyat Kongresi’nden sonra kurulan Tercüme Bürosunun Nurullah Ataç’tan sonra başkanlığını üstlenecektir. Tercüme Bürosu Sabahattin Eyüboğlu, Nurullah Ataç, Oktay Rifat, Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Erol Güney, Azra Erhat, Cahit Sıtkı Tarancı, Necati Cumalı ve daha nice önemli aydın tarafından yapılan çevirilerle kültür hayatımız zenginleştirecek, bu çeviriler dilimizin biçimlenmesinde önemli bir rol oynayacak ve dünya düşünü, yazını ve sanatı ile bizim aydınımız arasında bir köprü kuracaktır. 1947 yılında Montaigne’den Denemeler adlı eseri çeviren Eyüboğlu, daha sonraki yıllarda Rimbaud’dan çevirdiği şiirlerle şair yönünü de ortaya çıkaracaktır.

Karanlıkta Renkler

Eyüboğlu’nun hayatı mavi ve karaya sığacak gibi değildir. Çok renklidir. Öyle ki Eyüboğlu aynı zamanda bir belgeselcidir. Birçok belgesel filme imza atmıştır. Siyah beyaz olan bu filmler içinde bile bir renk arayışı devam etmiştir Eyüboğlu’nun. Örneğin, Sabahattin Eyüboğlu ve Mazhar İpşiroğlu 1957’de Kapadokya bölgesine yaptıkları bir gezide, bilinmeyen bir kilise keşfederler. Gezi sonucunda bölge ve keşfettikleri “saklı kilise” ile ilgili bir kitap ve film yayınlarlar. 1959’da çekimi tamamlanan filmin adı “ Karanlıkta Renkler”dir. Film, Göreme’de donmuş volkan köpüğünün oluşturduğu şekilleri ve yaşanan hayat ile gün yüzüne çıkmamış ve kandil ışığında yapılmış kilise resimlerini anlatır. İşte onun yaşamı bir renk arayışı olmuştur, öyle ki karanlıkta bile bir renk arayışı devam etmiştir.
Eyüboğlu aradığı rengi öğretmenlikte bulmuştur, yurtdışında eğitimini tamamladıktan sonra yurda döndüğünde, İstanbul Üniversitesi Romonoloji bölümünde mukayeseli edebiyat doçenti olarak göreve başlar; ama hayatının rengine ulaştığı an bu an değildir. İsterseniz nerede başlamış hayatının rengi, onu da kardeşine yazdığı mektuptan okuyalım:
“Ben Hasanoğlan’da derse başladım. Haftada bir gün, bir gece orada kalıyorum. Şimdiye kadar yaptığım işlerin en güzelini yaptığımı sanıyorum. Temiz ve gürbüz bir coşku içindeyim. Dört saatlik dersimin dışında Enstitünün sanat, dil ve kitaplık işleriyle uğraşıyorum.
…Ankara, benim için her gün biraz daha Hasanoğlan oluyor. Buradayken oradayım. Matbaayı kurduk, derginin (Köy Enstitüleri Dergisi) ikinci sayısını hazırlıyoruz…”

“O Bir Köy Enstitüsüdür”

Öğretmenlik mesleğini ve Köy Enstitülerini candan benimsemiştir; hatta öğretmenlik mesleği öyle bir içine işlemiştir ki, işi şiirle Fransızca öğretmeye kadar vardırmıştır. Köy Enstitüleri onda büyük bir heyecan yaratmıştır. Kardeşleri Bedri Rahmi ve Muallla’ya 1940’lı yıllarda gönderdiği mektuplarda muhakkak bu kuruma yer vermiştir. Mualla mimardır, o da bir süre sonra bu heyecanın bir parçası olacak; Hasanoğlan Köy Enstitüsünde Yapı Kolu başkanı ve Enstitünün Yüksek bölümünde inşaat öğretmeni olarak 31 Aralık 1942’de göreve başlayacaktır. Yardımcısı iki Macar ustayla beraber Eskişehir, Aydın, Kayseri ve Erzurum gibi illerde Köy Enstitülerinin kurulabilmesi için araziler seçip binalar inşa edecektir.
Eyüboğlu’nu en iyi özetleyen, öğrencisi şair Mehmet Başaran olmuştur:
Anitosları Meletosları günümüzün
Bu kez boşuna yırtınmanız
O bir Köy Enstitüsüdür her yerde
Bilge toprağı Anadolu’mun
Erdirir başakları, üzümleri, sevinci
Hitit Güneşinde
Merhaba Yunus, merhaba Hayyam
Merhaba altın hasatlar
Dilinde türküsü “Halk Ana”nın
Bal peteğine döndürmüş günü
Derken çağın karanlığını sarsan
Taptaze bir Babeuf rüzgârı
Merhaba yaşamak
Merhaba evren

Zannetmesin ki karanlık güçler, yıldırdı, yıktı ve kazandı. Karanlığın yıkıcılığına inat; Eyüboğlu, eğitim tarihimizde gökyüzü gibi mavi, gökkuşağı gibi rengârenk bir umut, o yıkılmaz bir Köy Enstitüsü…

Paylaş:
Etiketler : Sabahattin Eyüboğlu

8 Yorum. Yeni Yorum

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
You need to agree with the terms to proceed

Devrimin İlk Koparılan Düğmesi: Köy Enstitüleri
Köy Enstitülerinde Okuryazarlık Eylemi