*: PhD kısaltması İngilizce’de “Doctor of Philosophy” araştırma odaklı doktora unvanı anlamına gelir.
Yazan: Toman Mamora, Makalenin İlk Yayımlanma Tarihi:27.07.2025
Çeviri: Atilla Özdemir
İsminizin önünde “Dr.” unvanını taşımak için hevesli misiniz?
Bu soruya çoğu insan için olumlu bir yanıt almak doğalken, Batı kültüründe insanlar genellikle doğrudan isimle hitap edilmesini tercih eder.
Peki, siz bu yola çıktınız mı?
Çoğu insan lisans ve yüksek lisans eğitimini tamamladıktan sonra geleneksel akademik yolu izlerken, bazıları kolay yoldan diploma veren çevrim içi programları tercih eder, kimileri ise para karşılığında daha kısa sürede unvan sahibi olabilecekleri yolları düşünmeye başlayabilir.
Benim klasik akademik yaklaşımla olan deneyimim, odağımı DBA (Doctor of Business Administration – İşletme Doktorası) yerine PhD (Doctor of Philosophy – Araştırma odaklı akademik doktora unvanı) üzerine yoğunlaştırmama neden oldu ve bu süreçte karşılaştırmalı bir bakış açısıyla bazı aydınlatıcı sonuçlara ulaştım.
PhD ve DBA birbirinden farklı yapılardır ve bu unvanların oluşmasını sağlayan akademik gelenekler de birbirinden ayrılır.
Geleneksel akademik yapıların dışında, resmî ya da kısa süreli birçok programın yaygınlaşmasıyla birlikte PhD arayışı, artık en soğukkanlı eleştirmenler arasında bile hararetli tartışmalara yol açabilecek kadar tartışmalı bir konu haline gelmiştir.
Akademik niteliği tartışmalı, denetimden uzak ve çoğu zaman sadece ücret karşılığında yüksek lisans veya doktora diploması veren bazı kurumların — aralarında çeşitli çevrim içi platformlar da dahil — sayısının artması ve buna paralel olarak, isminin önüne fazladan bir unvan eklemek isteyen bireylerin çoğalması bu durumu daha da karmaşık hale getirmektedir.
Akademik Etiketizmin (Credentialism) Yükselen Dalgası: Diploma Takıntısı ve Akademik Derecelerin Değer Kaybı
Böylesine hararetli bir ortamın oluşmasının başlıca nedeni, büyük çoğunluğu çevrim içi ortamda faaliyet gösteren, akademik denetimden uzak ve yalnızca ücret karşılığında diploma veren ticari yapılar tarafından sunulan, güvenilirliği tartışmalı lisansüstü programların kontrolsüz biçimde çoğalmasıdır.
Bu durum, toplumda gittikçe güç kazanan bir Akademik Etiketizmin (Credentialism) sonucu olarak görülmektedir; burada parıltılı bir unvan elde etme arzusu, çoğu zaman gerçek akademik içeriğin ve entelektüel emeğin önüne geçmektedir.
Bu eğilim, bırakınız yapsınlar (laissez-faire) ekonomisinin etkisiyle daha da güçlenmekte; arz ve talep ilişkisi, akademik unvanlar dünyasında da serbest piyasa kadar gerçek hâle gelmektedir.
Popülerleşen ve giderek ticarileşen PhD tutkusu ise, sınav sisteminin niteliği ve dürüstlüğü konusunda pek çok haklı endişeyi de beraberinde getirmektedir.
Bu durum, üniversite yöneticilerinin, eğitim politikası yapıcılarının ve akademik çevrelerin dikkatini çekmiş durumda. Artık yalnızca doktora (PhD) değil, yüksek lisans dereceleri de birçok kişi için “yapılacaklar listesi”nin vazgeçilmez bir parçası hâline gelmiş bulunuyor.
Bu gelişme, diploma ve unvan ticareti yapan bazı özel kurumlar ve çevrim içi platformlar için oldukça kazançlı bir sektöre dönüşmüş durumda. Sahip olunan belgenin gerçekten tanınıp tanınmadığı ya da bilimsel bir karşılığı olup olmadığı ise çoğu zaman göz ardı ediliyor; yeter ki kişi isminin önüne “Dr.” unvanını ekleyebilsin ve bu unvanla anılsın.
PhD unvanına sahip olma arzusu giderek daha fazla kişiyi cezbediyor. Ancak bu arzunun popülerleşip ticarileşmesi, beraberinde değerlendirme ve sınav sistemlerinin dürüstlüğü ile güvenilirliğine dair ciddi soru işaretlerini de gündeme taşıyor.
Eskiden doktora yapmak, bir alanda derinlemesine bilgi edinmek, özgün araştırmalar üretmek ve düşünsel katkı sunmak anlamına gelirdi. Ancak günümüzde bazı kurumlar, dış görünüşü etkileyici ama içeriği bilimsel açıdan yetersiz hatta sahte nitelikte olan doktora unvanları dağıtmakla eleştirilmektedir. Bu tür unvanlar, pazarlama diliyle süslenmiş, albenili sertifikalarla birlikte sunulmaktadır.
Bu tür uygulamaların büyük kısmı, çevrim içi eğitim platformları veya uzaktan öğretim programları aracılığıyla yürütülmektedir.
Biraz dikkatli ve sorgulayıcı olan herkes, bu tür unvanların geçerliliği, bilimsel değeri ve topluma katkısı konusunda ciddi sorular sormaktan geri duramamaktadır.

Fazladan Belge ve Derece Kazanma Çabası
Bu durum, mesleki avantaj sağlamak amacıyla ek belge ve derece kazanmaya yönelen profesyonellerin oluşturduğu belirgin bir toplumsal dönüşümle daha da güç kazandı. Böylece, doktora (PhD) unvanının toplumsal statüsünün hiç olmadığı kadar risk altında olduğu bir yapıya zemin hazırlanmış oldu.
Bu tabloya zemin hazırlayan temel unsur, toplumda giderek belirginleşen akademik etiketizm (credentialism) eğilimidir; burada unvan ve tanınan sosyal statü, özün önüne geçmektedir.
İyi niyetli eleştirmenleri asıl kaygılandıran şey, bazı programların kolay erişilebilir olması nedeniyle doktora derecesinin değerinin zedelenmesidir. Doktora, artık gerçek akademik nitelikle “unvan alışverişi” arasında bulanık bir alanda yer almaktadır.
Ayrıca, doktora başvurusu yapan bireylerin araştırma tutkusundan ziyade sadece prestij kazanma amacıyla hareket etmeleri, bu alandaki niyetlerin sorgulanmasına yol açmaktadır. Bu da özellikle güvenilirliği tartışmalı kurumlar tarafından sunulan doktora eğitiminin amacı ve geleceği üzerine daha derinlikli bir incelemeyi zorunlu kılmaktadır.
Üniversiteler tarafından verilen en yüksek akademik unvan olan doktora, belirli bir alanda derin bilgi ve uzmanlık sahibi olunduğunun kanıtı niteliğindedir.
Bu unvana, kapsamlı ve özgün araştırmaların tamamlanması ve sonuç olarak alana katkı sunan bir tez ortaya konulmasıyla ulaşılır.
PhD’nin özü, bağımsız çalışma ve araştırmaya dayanır; öğrenci, genellikle yenilik düzeyine kadar daraltılmış bir konuya bütünüyle odaklanır.
Bu durum, şüpheli yollarla elde edilmiş sahte doktora unvanlarına sahip olanları utandıracak niteliktedir.
Niteliksiz Doktoralar: Etiket Var, İçerik Yok
Bir kişinin doktora (PhD) yaparken, topluma fayda sağlayacak nitelikli araştırmalara yönelme arzusu ve bilimsel tutku ile hareket etmesi, olması gereken en doğal yaklaşımdır.
Ne yazık ki, gerçek akademik çalışmaya bağlılık duymayan bireylerin, içi boş doktora unvanlarının peşine düşme yönünde giderek artan ve son derece rahatsız edici bir eğilim söz konusudur.
Bu kişiler için “Dr.” unvanı, bir PhD’nin gerektirdiği araştırma disiplini, düşünsel olgunluk ve eleştirel bakış açısından çok daha önemlidir. Bu boş ve yüzeysel arayış, çoğu zaman niteliksiz araştırmaların yayımlanmasıyla, veri manipülasyonu veya intihalle akademik dürüstlüğün zayıflamasına ve nihayetinde doktora derecesinin meşruiyetinin zedelenmesine yol açmaktadır.
Bu bağlamda, yapay zekâ (AI) araçlarının yalnızca hazır bilgi toplamak için kullanılması ve elde edilen içeriklerin özgünlük kaygısı gözetmeksizin, kendi çalışmalarıymış gibi sunulması da, bu sorgulanabilir yolun ne kadar sarsıcı olduğunu göstermektedir.
Vicdani ölçütleri bir kenara bırakan bu bireyler, alanlarına ve topluma katkı sağlamaktan çok, gösterişli bir etiket kazanma arzusuyla hareket etmektedirler.
Onları harekete geçiren şey; toplumsal statü, kişisel ego ve tanınma isteğidir—yani gelişen toplum yapısına katkı sunma amacı değil, tanınmak, saygı görmek ve mesleki olarak bir adım yukarı çıkma arzusudur.
Bazı kişiler, adeta savaş ilan edercesine doktora sürecine girip, yolları kısaltarak sahte ya da göstermelik dereceler elde etmeye çalışmakta, tek motivasyonları ise bitmek bilmeyen bir tanınma ve yükselme arzusudur.
Statüye Açılan Kestirme Kapının Altın Anahtarı: Niteliksiz Doktoralar
Bazı kişiler, doktora derecesini adeta “sistemi kandırarak fırsat ve ün elde etmenin sihirli geçişi” olarak görebilirler. Ancak bu yaklaşım, PhD unvanının asıl değerine — sadece bir kâğıt parçası değil, entelektüel gelişim, sabır ve analitik düşünce birikiminin sembolü olduğuna — karşı büyük bir farkındalık eksikliğini ortaya koymaktadır.
Bu çaresiz yönelimin ardında; gelecek kaygısı, aile ya da toplumsal baskılar ya da “amaç, aracı haklı çıkarır” şeklindeki yanlış bir inanç yatıyor olabilir.
Günümüzde çevremizde bu zihniyete sahip çok sayıda insan bulunmakta. Kendilerini bilgi sahibi ve alanında yetkin gibi gösteren, ancak konu derinleşip tartışma veya sorgulama düzeyine geldiğinde hızla geri adım atan kişilere sıkça rastlıyoruz.
Bu noktada verilecek en sağduyulu tavsiye, bu kişilerin neden bu yola girdiklerini ve eylemlerinin uzun vadeli sonuçlarını yeniden gözden geçirmeleri olacaktır.
Sahte ya da içi boş bir unvan, kısa süreli bir heyecan yaratabilir; ancak sonunda, ince bir balon gibi patlayıp etkisini yitirir. Doğuştan gelen potansiyel sonradan üretilmez ve sahte bir kimlikle topluma sunulmanın etik yükü oldukça ağırdır.
Bunun yerine, bireyler enerjilerini gerçek bilgi ve beceri kazanmaya, kaliteli bir eğitim yoluna girmeye ve sağlam bir çalışma ahlakı geliştirmeye yönlendirmelidir.
Gerçek bir başarıya ulaşmanın verdiği içsel tatmin, sahte belgelerle elde edilen geçici kazanımlardan çok daha kalıcı ve onurludur.
Yeteneklerinizi geliştirecek, ilgi alanlarınıza hitap eden güvenilir kaynaklarla çalışın. Size gerçeği söyleyecek rehber öğretmenler ve alanında deneyimli mentorlarla görüşün; dürüst ve yapıcı eleştiriler, sizi ileriye taşıyacaktır.
Kabul Görmek ve Saygı Duyulmak Arzusu: Etik Sınırların Gölgesinde
Uzman topluluklar tarafından kabul görmek ve saygı duyulmak arzusu, insanı güçlü biçimde motive eden bir faktördür. Ancak bu arzu, bazı durumlarda kişileri etik sınırların tartışmalı bölgelerine sürükleyebilir.
Kendini yetkin ve donanımlı biri olarak göstermek istemek — özellikle akademik camiada, yüksek eğitimli bireylerin arasında bulunulduğunda — kişide, statü kazanmak uğruna etik kurallardan taviz verme eğilimi yaratabilir.
Bazı bireyler için ise mesele daha açık ve nettir: Sahte ya da içi boş akademik unvanlara sahip olarak “Dr.” unvanını elde etmek ya da insanlara doğrudan etki bırakacağına inandıkları bir belge ya da dereceyle saygınlık ve güven kazanmak istemektedirler.
Bu tercihi tehlikeli kılan unsurlardan biri, çoğu ülkede bu tür unvanların usulsüz kullanılmasına karşı açık ve net yasal düzenlemelerin bulunmamasıdır. Profesyonel unvanların ve akademik yeterliliklerin kötüye kullanımına ilişkin hukuki boşluklar, yasal caydırıcılığı ortadan kaldırmakta ve suistimallere zemin hazırlamaktadır.
Bu denetimsizlik, gerçek anlamda yetkin ve nitelikli profesyonellerin itibarını zedeleyebilecek sonuçlar doğurur. Ayrıca, toplumun genelinde meşru akademik yeterlilik belgelerinin değerini de sorgulatır hâle getirebilir.
Gerçek Bilimsel Çabanın Karşısındaki Tehdit: Kişisel Yükselme Hırsı ve Unvan Tutkusu
Gerçek bilgiye duyulan açlık ve bir alana anlamlı katkı sunma arzusu ile şekillenen hakiki akademik arayış, yalnızca statü, güç ya da maddi kazanç sağlamak amacıyla yürütülen kişisel yücelme hırsıyla taban tabana zıttır.
Bu çifte standart, özellikle sözde doktora (pseudo-PhD) programlarının giderek yaygınlaştığı günümüzde çok daha rahatsız edici bir boyut kazanmıştır.
Bu tür programlar, bilimsel ciddiyet ve entelektüel merak açısından son derece zayıftır ve gerçek doktora programlarının kutsiyetine gölge düşürmektedir.
Gerçekten akademik gelişim sunmak yerine, sadece dışarıdan saygın görünme illüzyonunu tatmin eden, ucuz yollu bir unvan edinme yolu sunarlar.
Bu programlar, bilgi üretimine katkı sunmak yerine egoları şişirir, gerçek bilimsel emeği ve araştırma çabasını değersizleştirir.
Diploma fabrikalarının bu denli yaygınlaşması, eğitimde bütünlük ilkesini ciddi şekilde zayıflatmakta; doktoranın gerçek anlamını sulandırmaktadır.
Böylelikle, gerçek bilgiyle ilişkisi olmayan unvanlar, giderek toplumda daha yaygın hâle gelirken, unvanlar ve yeterlilik belgeleri bilgiyle olan bağını yitirmektedir.
Bu tür derecelere sahip olanlar, genellikle bu unvanlardan kişisel ve mesleki çıkar sağlamakta ve işverenleri, müşterileri, hatta toplumu yanıltabilecek bir noktaya ulaşmaktadır.
İlginçtir ki, bu sahte unvanlara sahip birçok kişi, halka açık ortamlarda kendilerini son derece güvenli ve etkileyici biçimde sunabilmekte, kalabalıklar üzerinde izlenim bırakabilmektedir.
Ancak ilk etapta fark edilmeyen bu yapay görüntü, parıltılı cam çatladığında yerini ağır bir utanç ve vicdani yük duygusuna bırakacaktır.
Bilimsel Güvene Duyulan İnancın Aşınması
Gerek lisans gerekse lisansüstü düzeyde, şüpheli yollarla elde edilen akademik dereceler, zamanla bu unvanları taşıyan kişilerin yürüttüğü bilimsel çalışmalara ve araştırmalara duyulan güvenin aşınmasına yol açabilir.
Bu da gerçek bilimsel üretimin ilerlemesini engelleyen ciddi bir sorundur.
Bu nedenle, üniversite ve yükseköğretim kurumlarında alınan akademik derecelerin hem eğitim süreçleri hem de içerik bakımından eleştirel süzgeçten geçirilmesi büyük önem taşır. Öğrencilerin ve akademik adayların, ün kazandıran hızlı ve kolay yolları sunan değil, dürüst araştırmayı ve entelektüel gelişimi önceleyen kurumları tercih etmeleri gerekmektedir.
Bu noktada dikkat çekici bir örnek olarak, Malezya’da sahte veya aldatıcı akademik derecelerin kullanılmasının yasak olduğunu belirtmek gerekir. Ülke, eğitimde bütünlüğü ve mesleki standartları korumak amacıyla, bu tür uygulamalara karşı yasal düzenlemeler geliştirmiştir.
Örneğin, 1974 tarihli Üniversiteler ve Üniversite Kolejleri Yasası (UUCA) sahte kurumları ve tanınmayan derecelerin kullanımını cezai yaptırıma tabi tutmaktadır.
Ancak, bu yasal çerçevenin, sahte veya düşük nitelikli programlar sunan kurumların faaliyetlerini ne ölçüde engellediği tam olarak belirlenememekte; uygulamadaki etkinlik halen sorgulanmaktadır.
Bu yazı https://www.theborneopost.com adlı sitede 27. 05.20025 tarihinde yer almış olan “PhD pursuit: Between scholarship and titular prestige” başlıklı makaleden çevrilmiştir.























