Bakmayı Bilmek, Görmeyi Öğrenmek

Kategori : Eğitim Dünyası

Bu yazıya, Mardin’in Kızıltepe ilçesinde Sosyal Bilgiler Öğretmeni olan Aslan Eren’in öğrencilerini kitap okumaya teşvik etmek amacıyla okul bahçesinde kitap okurken çekilmiş bir fotoğrafıyla başlamak istiyorum.

Bu fotoğrafın bize gördüğümüzden daha fazlasını anlattığı kanısındayım.

Fotoğrafı ve üzerindeki şiirsel metni içinde yaşadığımız teknoloji çağının insanın özgün kişiliğini elinden alma tehlikesine ve insanların tek tipleştirilmesine bir itiraz gibi okuyorum.

Aslan Eren’in elinde tuttuğu kitap ve “ama aynı değiliz!” uyarısı bana, şehirlerin betondan tek tip hale gelmiş cadde ve sokaklarında “akıllı” telefonla dolaşan bizlerin dehşet verici bir biçimde birbirimize benziyor olmamızı hatırlatıyor.

Aslan Eren’in dikkat çektiği tek şey dünyaya aynı ekrandan bakan milyonlarla Sait Faik hikâyeleri okuyanlar arasındaki fark değil elbette.

Kitap okuyan bir öğretmen fotoğrafının ağırlıklı olarak görsel girdiyle bilgilenen çoğunluğa görsel yoldan (!) verilebilecek en iyi mesaj olduğunu düşünüyorum. Ve bu fotoğraf bana gördüklerimiz, işittiklerimiz ve okuduklarımızla algımızı belki de düşüncelerimizi biçimlendirip belirleyen ve hatta kendi seçimlerimize izin vermeyen bir enformasyon bombardımanıyla karşı karşıya olduğumuzu bir kez daha hatırlattı.

Aforizmalarla edebi metinlerden daha çok ilgilendiğimiz, dijital görsellerin resim sanatının başyapıtları ile yarıştığı bir zaman dilimindeyiz. Çocuklarımızın hayata hazırlığı bilgisayar oyunları ile başlıyor, sonrasında da her türlü ekran günlük yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası haline geliyor.

Sanırım artık kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Bilgileniyor muyuz, yoksa vampirler gibi fazla ışıktan körleşiyor muyuz?

Psikolog Gündüz Vassaf’ın günümüzden otuz dokuz yıl önce kaleme aldığı bir makalede haber ve bilgiye boğulan toplumlardaki “bellek kaybına” değiniyor olması oldukça dikkat çekici:

“Her şey sanki buz üzerine yazılmış bir yazı gibidir. Geriye dönük bir düşünme tarzı neredeyse olanaksızdır, çünkü biz daha algılayamadan haber kaynağı çabucak ortadan kaybolur. Durmadan yeni haber ve bilgilerle “beslendiğimiz” için, daha önce verileni anımsama fırsatımız çok azdır ya da hiç yoktur”.

Saatlerce cep telefonuma gelen mesaj ve haberleri okuduğum, onlarca video izlediğim bir günün sonunda tam da o “boğulma” hissini yaşarken karşılaştım Aslan Eren’in fotoğrafıyla ve durup düşünmeye başladım. O fotoğrafın negatifinin Rene Magritte’in “The Son of Man” resminin olabileceği gelmişti aklıma.

Rene Magritte’ “The Son of Man” 1946

Farklı yorumları yapılan bu sürrealist resmin bilgi ve düşüncenin sembolü olarak görülen yeşil elmayla (kırmızı elmanın sevgi ve aşkı sembolize ettiği varsayılır) aslında bilgi ve düşünceye boğulmuş insanın konuşamaz, göremez ve düşünemez hâle getirilişini anlattığını düşünmüştüm.

Sonrasında Aslan Eren’in uyarısını dikkate alarak yeşil elmayı yüzüme kapatarak değil, küçük küçük dilimlerle özümseme kararı alıp günlerdir bir türlü odaklanıp okuyamadığım Johann Hari’nin Çalınan Dikkat isimli kitabını okumaya koyuldum. Ki ne göreyim? Hari, teknoloji bağımlılığıyla ilgili kafama takılan tüm soruları son derece objektif ve bilimsel araştırmalara dayanan bir çalışmayla cevaplıyor. Çalınan Dikkat’i okudukça karşımda duran cep telefonumu bana doğrultulmuş bir silah gibi algılamaya başladım.

Kitapta Hari’nin bire bir görüştüğü biliminsanlarının bulgu, deneyim ve düşüncelerine yer verilmiş. Bu biliminsanlarından biri de eski bir Google mühendisi olan Tristan Harris. Slikon Vadisi’indeki Googleplex’in kalbinde beş yıl çalıştıktan sonra “insanların hayatlarına her gün milyarlarca kesinti sokmanın” vicdani rahatsızlığını yaşadığı için işten çıktığını belirten Tristan Harris’in sözleri, beni bildiğim ama inanmak(!) istemediğim dehşet verici şu gerçekle yüzleştirdi:

“Google’daki başarının esası, kullanıcıları “meşgul etmek”, yani onların ilgilerini canlı tutmak, ürün başında geçirilecek dakika ve saatler olarak tanımlanıyor. Kullanıcı ne kadar uzun süre meşgul edilirse o kadar iyi. Bunun basit bir nedeni var. İnsanların telefonlarına baktığı süre arttıkça gördükleri reklam sayısı ve böylece Google’ın kazandığı para da artıyor”.

Hari’nin bilgisayar bilimi, sinirbilim, psikiyatri gibi alanlarda çalışan bilim insanlarıyla yaptığı görüşmelerden çıkardığı sonuçlara bakılırsa odaklanamama, derin düşünme becerisinin, yaratıcılığın ve hafızanın zayıflaması gibi sorunların ortaya çıkmasında teknoloji bağımlılığının küçümsenmeyecek bir rolü var.

Hari, sürekli ekran üzerinden bilgilenmenin uzun metin okuma becerisini zayıflattığını, insanın düşünme ve öğrenme sabrını tükettiğini bilimsel araştırmalardan örnekler vererek kanıtlıyor. Sonrasında da bu sorunları hafifletebilmek için kendi başımıza atabileceğimiz adımları sıralıyor. Çalınan Dikkat’i kesinlikle öneriyorum.

2016 yılında dünyada 7,2 milyar insandan 4,2 milyarının cep telefonu varken sadece 3,2 milyarının diş fırçası varmış. Cep telefonu olan insan sayısının diş fırçası olan insan sayısından fazla olduğu ve teknolojinin sayısız olanağından yararlandığımız bir dünyada yaşıyoruz. Teknolojiyi yok sayarak yaşamak mümkün değil elbette, asıl sorun bizim teknolojiyi nasıl kullanacağımız ve nasıl yöneteceğimiz.

Bütün mesele teknolojinin ve dijital medyanın duygu ve düşünce dünyamız üzerinde narkoz etkisi yapmasına izin vermemek ve bizi biçimlendiren bir sürecin bağımlısı olmamak. Bunun için de sanat, edebiyat, felsefe ve matematik gibi alanlara yönelerek bakmayı bilmeyi, görmeyi öğrenmeliyiz.

Salt ekrana bakarak görmeyi ve düşünmeyi öğrenmenin mümkün olamayacağı kanısındayım. Bu yüzden Aslan Eren’in önerisi sadece öğrencileri için değil hepimiz için çok değerli.

Yukarıda da belirttiğim gibi bakmayı bilmek ve görmeyi öğrenmek yolunda atılacak adımlardan biri de matematik; çünkü matematik bize tıpkı sanat gibi görünenle görünmeyen arasında ilişki kurmayı, nereye ve nasıl bakacağımızı ve görebilme olanaklarını sunuyor.

Matematik bizi akıl yürütmenin, problem çözmenin saf ve korunaklı dünyasına çekerek bombardımana maruz kalmış olan zihnimize asıl işlevini tekrar hatırlatıyor. Matematikle uğraşmayı görünmeyene bakabilme faaliyeti olarak görüyorum ve bu keyifli faaliyetin bizi kuşatan birbirimizle aynılaşma tehlikesine karşı koruyucu olacağını düşünüyorum.

Yazıyı bu bölüme kadar okuma sabrını gösteren okurun dijital cihazlardan uzaklaşmak isteyeceğini ve sadece hızlıca bakmak yerine düşünerek görmeyi tercih edeceğini umarak aşağıya iki problem bırakıyorum.

Sahte para problemi 1. Bir masanın üzerinde biri sahte olmak üzere 4 madeni para ve ayrıca gerçek olduğunu bildiğiniz 1 madeni para var. Dört gerçek paranın ağırlığı aynı olup, sahte para diğer 4 paradan daha ağır veya daha hafif ağırlıkta. İki kefesi olan bir teraziyle sadece iki tartım yaparak sahte parayı belirlemeniz gerekiyor. Bunu nasıl yapabilirsiniz?

Sahte para problemi 2. Bir masa üzerinde hepsinin görünüşü aynı olan 12 madeni para var. Paralardan biri sahte ve diğer 11 madeni paradan daha ağır veya daha hafif ağırlıkta. İki kefesi olan bir teraziyle sadece üç tartım yaparak sahte parayı belirlemeniz gerekiyor. Bunu nasıl yapabilirsiniz?

Not: Bu problemlerin çözümünü 15 Ocak 2025 tarihine kadar a.trn60@gmail.com adresine gönderen ilk iki okura Matematiğin (M)izahı isimli kitabımı hediye etmek isterim.

KAYNAKLAR

1) Gündüz Vassaf, Cehenneme Övgü, İletişim Yayıncılık, 2009.

2) Johann Hari, Çalınan Dikkat, Metis Yayıncılık, 2024

Paylaş:

1 Yorum. Yeni Yorum

  • Gencay SALTAN
    1 Ocak 2025 18:38

    Aslan Eren’i üniversite ve öğretmenlik serüveni başladığı ilk yıllardan beri tanır yaşam arzusu mesleği olan öğretmenlik aşkını tanıyan bir İZMİR’li yurttaşım bana göre Mardin İZMİR arasında köprü kurmuş ibretlik bir yaşamı ortaya koymuştur bu arada (kitabını yazsa keyif ile ibret ile okunur) sayesinde Ali TÖRÜN’üde tanımış olduk başmtacısınız

    Yanıtla

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Fill out this field
Fill out this field
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
You need to agree with the terms to proceed

Eğitimde Yapay Zeka: Devrim mi, Yanılsama mı?
Eğitim Eğmek Değildir