Aladağ Hala Yanıyor! 25 Kasım-1 Aralık 2024

Kategori : Güncel

Geride bıraktığımız haftanın eğitim gündemi yine oldukça yoğun ve tartışmalıydı. 29 Kasım 2016 yılında meydana gelen Aladağ yurt yangınının geçtiğimiz hafta 8. yıldönümüydü. Belediye kreşleri ile ilgili tartışma, Erzurum’da yapılan Maarif Kongresi, vakıflara ardına kadar açılan okul kapıları, 40 ilde açılması planlanan “Biyografi Akademileri”, öğretmen atamaları ile ilgili devam eden tartışma, ataması yapılmayan ve ekonomik sorunlarından dolayı yaşamına son veren öğretmen Ömer Şahin’i kaybetmemiz, geride bıraktığımız haftada en yoğun konuştuğumuz, tartıştığımız konulardı.

Aladağ Yanmaya Devam Ediyor

Adana’nın Aladağ ilçesinde bir cemaate bağlı olarak çalışan kaçak bir yurtta 29 Kasım 2016 yılında çıkan yangında 11’i yurtta kalan çocuk, biri yurt çalışanı olmak üzere 12 kişi yaşamını yitirmişti. Okumak için ilçeye gelen yoksul ailelerin çocuklarına adres olarak gösterilen Aladağ Tahsil Çağındaki Talebelere Yardım Derneği Ortaöğretim Kız Öğrenci Yurdu, çocukların yaşamlarının ellerinden alındığı bir yere dönüştü. Ailelerin, avukatların, kitle örgütlerinin ve baroların ısrarlı takibiyle yargılama sonucunda sorumluların bazıları ceza almış olsa da asıl sorun olduğu gibi devam ediyor; yoksul çocukların eğitime erişimi ve tarikatların, cemaatlerin özellikle yoksul çocuklar arasında yürüttüğü faaliyetler olduğu gibi devam etmektedir.
Aladağ yurt yangını aslında eğitim alanında yaşanan sorunların ve sürecin acı bir özetiydi; kamu eliyle yürütülmesi gereken eğitim hizmetinin cemaatlere devredilmesi; yoksul ailelerin çocuklarının barınma ve ulaşım giderlerini karşılayamaması ve kamunun bunu üstlenmemesinden dolayı ailelerin ve çocukların tarikatların ve cemaatlerin yurtlarına, okullarına mecbur bırakılması; kamu görevlilerinin bu yerleri ailelere adres olarak göstermesi çocukların yaşadıkları facianın asıl nedeniydi.
Aladağ bu şekilde yaşanan ne ilk faciaydı ve maalesef ne de son oldu. Eğitim hizmeti hala cemaatlere ve tarikatlara devrediliyor; yoksulluk derinleştikçe çaresizlik ailelerin bu yapılara yönelmesine neden oluyor. Çocuklar hala tarikatlara ve cemaatlere bağlı binalarda barınmaya ve orada maruz kaldıkları muamelelere katlanmaya devam ediyor. Aladağ yurt yangınının üzerinden 8 yıl geçti ancak ülkenin dört bir tarafında yüzlerce Aladağ yanmaya devam ediyor.

ÇYDD Yapıyor MEB Dönüştürüyor

Aladağ’da tanık olduğumuz facia yaşanmasın diye çabalayan, emek harcayan kişiler ve kurumlar da var; Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği kurulduğu 21 Şubat 1989 tarihinden bu yana çocukların eğitime erişimi ve tüm çocukların eğitim hakkını tam ve eşit şekilde kullanması için çalışan bir kuruluş. Laik eğitim için ortaya koydukları gayret kimi zaman derneğin öne çıkan isimlerini iktidarın hedefi haline getirse de, dernek eğitim alanında kesintisiz bir şekilde faaliyetlerine devam ediyor.
Derneğin en önemli faaliyetlerinden biri de gereksinim olan yerlerde eğitim kurumları inşa etmek ve bu kurumları da daha sonra MEB’e devretmek. ÇYDD eğitimin kamu eliyle yürütülmesini benimseyen bir dernek olduğu için, inşa ederek eğitime hazır hale getirdiği kurumları MEB’e devrediyor. Ancak şimdi öğreniyoruz ki MEB, dernek tarafından kendisine devredilen bu kurumları kuruluş amacı dışında kullanıyor ve hatta bazı binaları yıkıp yerlerine Kur’an kursu inşa ediyor; kimi binalar depreme dayanıklılık testi bile yapılmadan yıkılırken, bazıları da farklı kurumlara devrediliyor. Bu durumun ÇYDD ile MEB’in mahkemelik olmasına neden olduğunu ifade eden ÇYDD başkanı Prof. Dr. Ayşe Yüksel aslında MEB’in eğitim alanında tercihlerinin ne olduğunu da ifade etmiş oluyor. Bu yapıların kuruluş amaçlarına uygun kullanılması için kamuoyunun mutlaka konuya duyarlı davranması gerekiyor.

Vakıflara Okulların Kapıları Sonuna Kadar Açık

Hem Aladağ örneği hem de ÇYDD tarafından bağışlarla yaptırılan okulların durumu, MEB yönetiminin eğitimde bazı kesimlere oldukça mesafeli bazılarına ise oldukça yakın durduğunu göstermektedir. MEB’in tarikatların ve cemaatlerin uzantısı olan vakıflar ve derneklerle yaptığı protokoller aracılığıyla pek çok faaliyetin düzenlenmesi için okulların kapılarını bu yapılara sonuna kadar açtığına uzunca bir süredir tanıklık etmekteyiz. Protokoller kağıt üzerinde vakıflar ve derneklerle yapılıyor olsa da aslında işbirliğinin bu tarikatlar ve cemaatlerle yapıldığı bilinmektedir.

Bu duruma son iki örnek ise oldukça dikkat çekici. Bunlardan birincisi ödüllü bir Osmanlıca yarışması olarak duyurulan bir faaliyet. Ancak faaliyet sadece bir yarışma değil; vakfın çalışanları tarafından 7 hafta boyunca başvuran öğrencilere eğitimler verilecek, yani 7 hafta boyunca vakıf öğrencilerle birlikte faaliyet sürdürecek. Diğer faaliyet ise yine ünlü bir vakfın gençlik yapılanması tarafından organize edilen Türkiye geneli liseler arası bir futbol turnuvası; bu da yine sürece yayılan bir faaliyet ve turnuvadan ziyade lig şeklinde organize edilmiş durumda. Bu örnekte de vakfın öğrencilerle faaliyet sürdürmesi için okulların kapıları sonuna kadar açılmış durumda.

Israrla ve inatla eğitimin kamusal bir hizmet olduğunu ve bunun için de eğitim hizmetinin siyasetin ve bu tür yapıların müdahalelerine kapalı olarak üretilmesi gerektiğini ifade etmek gerekiyor; söz edilen her örnek, laik eğitim mücadelesinin yaşamsallığını bir kez daha ortaya koymaktadır.

Kreşlere Dokunma!

Bir önceki haftanın gündemi yazılırken belediyelerin kreşleri ile ilgili tartışma bir iddiadan ibaretti ancak haftanın başlaması ile birlikte aslında önemli bir planın devreye sokulmuş olduğunu görmüş olduk. Siyasi iktidarın, muhalefet belediyelerinin halktan onay ve destek alan uygulamalarının sınırlandırılması yaklaşımının belediye kreşleri için de yaşama geçirilmeye çalışıldığını izledik. MEB, valiliklere gönderdiği bir yazı ile okul öncesi eğitim veren belediye kurumlarının kapatılmasını istedi, ayrıca belediye kreşlerinde de okul öncesi eğitim kurumları müfredatının uygulandığını belirterek bu kurumların da kreş olarak değil okul öncesi eğitim kurumu olarak işlem görmesi gerektiğini ilgili yazıda belirtmiş oldu.

Belediyelerin kreşlerinin bu kadar ilgi görüyor olmasının ve veliler tarafından tercih edilmesinin, kuşkusuz ekonomik ve güvenilir olması başta olmak üzere pek çok nedeni var. Ancak belediye kreşlerine talebin en önemli nedeninin MEB’in bu konuda yeterli yatırım yapmaması olduğunun altını çizmek gerekir. Belediye kreşlerinin kapatılmasının yaratacağı olumsuz sonuçlara dikkat çekerek bu kreşlere sahip çıkmak önümüzdeki dönemin önemli görevlerinden biri olacaktır.

Maarif Modeli Hız Kesmiyor: Maarif Kongresi, Biyografi Akademileri

Maarif modelinin kurumsallaşması ve kabul görmesi için MEB tarafından çalışmalar olanca hızıyla devam ediyor; 2-6 Aralık tarihleri arasında yapılacak olan Maarif Modeli öğretmen eğitimleri, 26 Kasım tarihinde Erzurum’da gerçekleştirilen “Öğretmen Gözüyle” temalı Maarif Kongresi ve 40 ilde açılması planlanan “Biyografi Akademileri” bu haftanın öne çıkan Maarif Modeli çalışmaları oldu.

Kongreye “Maarif” kavramı ile isim verilmesinin önemli olduğunun altının çizilmesi gerekir; “Maarif” kavramının eğitim kavramı yerine iyice yerleşmiş olduğu görülmektedir.

MEB, Biyografi Akademileri adı verilen oluşumla da eğitim ve kültür yaşamımıza yön veren, katkı sunan isimlerin tanıtılacağını ifade etmektedir. Deneyimlerimiz bu kurumun da yine belirli bir politik yaklaşımla ve bakış açısıyla planlandığı kaygılarını oluşturmaktadır. Bu konunun yakından takip edilmesi gerektiği açıktır.

Maarif Modeliyle ilgili tartışmaların tek tek parçalar üzerinden değil modelin bütünü üzerinden sürdürülmesi gerektiği ortadadır; modelle ilgili tartışmanın bittiği ve sürecin artık geriye dönmeyeceği gibi bir umutsuzluk halinin pek çok kesime hakim olduğu görülmektedir. Çocuklarımızın eğitim hakkı ve geleceğimiz için mutlaka mücadeleye devam etmek gerekmektedir.

Mülakat Mağdurlarının Umutları Tükenmesin

Mülakat mağduru öğretmenlerin maruz kaldıkları adaletsizliği, nedenlerini ve yaşananları haftalardır yazmaya çalışıyoruz. 23 Kasım’da öğretmen atamalarının yapılmış olması sürecin tamamlandığı gibi bir algı yaratmış olsa da, mağdur öğretmenler mücadele etmeye ve seslerini duyurmaya çalışmaya devam ediyor.
Mağdur öğretmenlerin mücadelesini başından bu yana manipüle etmeye ve olumsuz algı üretmeye çalışanlar hep oldu; TRT’nin yapmış olduğu yayınla ilgili daha önce yazmıştık. Kamu kurumu olan TRT yine aynı yaklaşımla ve benzer ithamlarla öğretmen arkadaşlarımızın mücadelesini gölgelemek hedefiyle yeni bir yayın daha yaptı. Tüm kamuoyunun gözleri önünde gerçekleşen bir mağduriyeti olmamış gibi göstermeye çalışmak için, bunun için de bizim vergilerimizin kullanılıyor olması, ayrıca altı çizilmesi gereken bir durum.
Mağdur öğretmenler önümüzdeki hafta da seslerini duyurmak ve mağduriyetlerinin giderilmesini talep etmek için alanlarda olacaklar ve bizler de süreci izlemeye devam edeceğiz.

Bir Öğretmen Arkadaşımızı Daha Yitirdik

Sayıları yüzbinlerle ifade edilen ataması yapılmayan öğretmenlerin yaşadığı sorunlar artık tüm kamuoyunun malumu. İçerisinde bulundukları çaresizlikten dolayı yaşamına son veren öğretmenlere maalesef uzunca bir süredir tanıklık ediyoruz.
Geride bıraktığımız hafta bir öğretmen arkadaşımız daha yaşamına son vererek aramızdan ayrıldı. Kırşehir’de yaşayan 37 yaşındaki resim öğretmeni Ömer Şahin Halk Eğitim Merkezinde verdiği resim kursu tasarruf tedbirleri kapsamında kapatılınca, bir süre önce işsiz kalmıştı ve çaresizlik onu yaşamdan aldı.
Bir kişi daha eksilmemek için artık ataması yapılmayan öğretmenler sorunu temel bir sorun olarak kabul edilerek üzerinde uzlaşılan bir çözüm planı yaşama geçirilmelidir.
Eğitim alanında yeni sorunların yaşanmadığı, var olanların çözüldüğü bir hafta olması dileğiyle, görüşmek üzere…

Paylaş:

Bir yorum yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bu alanı doldurun
Bu alanı doldurun
Lütfen geçerli bir e-posta adresi yazın.
Devam etmek için şartları kabul etmelisiniz

Nazım Mutlu: Sorun Kreşler mi, Sıbyan Mektepleri mi?
Fetiye Erbil: Bir Hak ve İhtiyaç Olarak Erken Çocukluk Eğitimi ve Bakımı